Bazen neyin doğru olduğunu bildiğimiz halde o doğruyu seçmek yerine, sadece kaçmayı seçeriz.
Ve bu kaçış çoğu zaman dışarıdan “görev” gibi görünür ama içten içe bir yorgunluk, bir teslimiyet halidir. Ferdinand kendisi de savaşın anlamsız olduğunu biliyor ve bunu defalarca vurguluyor kitapta. Orada sanatla, hayatla, barışla bağ kurmak istiyor. Ama yine de dönmeyi seçiyor.
Ferdinand’ın en büyük mücadelesi, kendini inkâr etmeden topluma boyun eğip eğemeyeceğidir.
Savaşın anlamsızlığına inanmasına rağmen, mecbur bırakıldığı bir göreve uymak zorunda kalmak gibi bir düşünce onu etkisi altına alıyor. Kitabı okurken hayır geri dönmen, bu şekilde kendinden vazgeçmen gerekmiyor dedim hep içimden ama sonra kitabı bitirince anladım ki Ferdinand, aslında dışsal olarak hiçbir zorlamaya tabi değil İsviçre’de özgür ama zihinsel olarak orada zincirlenmiş.
Ve gerçek özgürlük sadece dışsal zincirlerden değil, içsel zincirlerden de kurtulmaktan geçer. Ferdinand’ın son kararı bunu gösteriyor bence.