Herkese merhabaaa, buraya pek zaman ayırmadığımı farkettiğim saatin içerisindeyim:)
Bir tavan arasından kendi deyimiyle yeraltından bir farenin fısıldadıkları bunlar. Okuruyla arasında kurduğu bir köprü.. Dostoyevskinin karşısında olduğunuzu zannederken bir an karşıdakinin siz değil yine Dostoyevski'nin kendi silüeti olduğunu fark edince yaşanılan şaşkınlıkla kalakalıyorsunuz. Okuyunca anlıyorsunuz ki onun sorunu yalnızca kendisiyle..
Kitap dolu dolu, sade ve akıcı bir dille kaleme alınmış. Yeraltı
ve Notlar olarak iki bölümden oluşmakta. Yeraltı bölümünde; Toplumdan kendini soyutlamış, kendi kabuğuna çekilmiş bir adamın ruhsal bunalımlarını ve iç savaşını okuyoruz..
Notlar bölümünde ise, yeraltı kahramanımız neden yeraltı kahramanı olduğunu açıklıyor. Daha doğrusu onu yeraltına iten olayları ve sebepleri, anıları vasıtasıyla önümüze sunuyor. Tutarsız davranışlarını, aniden olan duygusal geçişleri, kendini överken bi anda içten yaşadığı eziklik duygusunun nasıl ağır bastığını anlatan anılar.. Son olarak kendisine savaş açtığı, kendisini kendisine ispatladığı, varlığını kanıtlamaya çalıştığı kısma da değinmek istiyorum. Karakterimiz, yollarının kesiştiği subayın ona yol vermemesinden şikayetçi."Tam çarpışır gibi oluyorduk, bir de bakıyordum, gene ben yana kaymışım; o beni fark etmeden düz yoluna geçip gitmiş." İsyan ediyor bu duruma sonra, Ansızın üç adım ötemde gördüm düşmanımı, gözlerimi kapadım ve omuz omuza çarpıştık! Bir santim bile yana çekilmemiş, onunla aynı düzeyde biri gibi yanından geçmiştim! Kuşkusuz, çarpışmamızdan daha çok ben zararlı çıkmıştım, çünkü benden güçlüydü, ama önemli olan bu değildi. Önemli olan amacımı gerçekleştirmiş, gururumu kurtarmış olmamdı." Şüphesiz ki insan, can sıkıntısından neler neler yapacaktır! Kendisi rahat etmediğinden,