Zeytindağı, resmi tarih kitaplarının o soğuk anlatımından sıyrılıp insanı tam kalbinden vuran, okurken içimi acıtan çok kişisel bir yüzleşme oldu benim için. Falih Rıfkı’nın Cemal Paşa’nın yanında, o devasa çöküşü bizzat Kudüs’te izlemiş olması kitaba inanılmaz bir dürüstlük katmış; hamasetten uzak, hatalarla ve ihanetlerle dolu o acı gerçeği yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Beni en çok sarsan şey ise Osmanlı’nın Anadolu’yu tamamen unutup, hiç ait olamadığı ve aslında kendisini hep yabancı gören topraklara yıllarca kendi evlatlarının kanını akıtması oldu. Tren istasyonunda Kudüs’ün elimizden kayıp gidişini izledikleri o hüzünlü anı okurken, yazarın hissettiği o çaresizliği ve hayal kırıklığını adeta ben de içimde hissettim; bu yüzden benim gözümde bu kitap sadece bir anı değil, Anadolu insanının sessiz dramına ve bir devrin batışına tutulmuş en samimi, en hüzünlü fenerdir.