Yusuf Atılgan’ın okuduğum ilk romanı. Adından da anlayacağınız üzere, aylak bir adamı konu ediniyor romanımız. Bay C.; babasından kalan parayla gezen, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünden bıkmış, hayatında ki tek tutamağını arıyor. Gerçek sevgiyi!
Bay C. ruhunun derinliklerinde babasının ona bıraktığı acı izleri hep taşıyor. Babası gibi olmayı kendine yasak ediyor. Bıyık bırakmayı, komisyoncu olmayı hatta babası sırf “işadamı olmalı” dedi diye iş adamı olmayı bile kendine yasak ediyor. Babası neyse tam zıttı oluyor.
Hiçbir şeyin gerçek olmadığı bu dünyada, gerçek sevgiyi arıyor; onu duyan, düşünen, seven bir kadını. Milyonlarca kadın arasından her yerde kendisini mutlu edecek “o” kişiyi aramaktan asla bıkmıyor.
Ama iç dünyasında hiçbir şey istediği gibi gitmiyor Bay C.’nin. Yalpalı bir denizde boğulurmuşçasına, boğuluyor çocukluk anılarının içinde. Hayatına giren kadınlarda teyzesi Zehra’dan hep bir iz arıyor. Teyzesi Zehra’nın gözleri gibi, mavi bir göz arıyor Bay C.. Yaşamanın güç olduğu bir dünyadan uzağa, çocuklukta tadılmış bir huzura kaçmak istiyor.
Çok severek okuyup bitirdiğim bir romandı. İncelememi şu alıntı ile bitirmek istiyorum;
“Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. ‘İş avutur’ derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu.Ne kolaydı onlara uymak”