o duvardayım ben de. birilerinin hayatından bir anlık neşe,
olağanüstü bir tat, görülmesi gerekli bir gösteri, eşine az
rastlanır bir duygu olarak gelip geçiyorum. sonra bir gün
duvarlar yıkanıyor ve ben anılardaki yerimi bile
koruyamıyorum.
sen, ey fısıltılı şarkı, ardından hesaplaşması bitmeyen bir tarçın kokusu bırakıp gittin ya, işte o geceden beri lanet okuyorum aklını çelen yıldızların puştluğuna.
ben çalışma masasının çekmecesinde cennetkuşu
saklayanlar gördüm. ben çalışma masasının üstüne
cehennemin sazlı sözlü cümbüşünü yatıranlar gördüm. ben o
kadar gördüm de, ancak bu kadar anlatabiliyorum. o yüzden susuyorum sana. ama ertesi gün konuşacağım.