Ölüm bir ağlama konusu değildi. Tepenin doruğundaki o çukur, hamile bir kadının göbek deliğini simgeliyordu. Alobar çıktığı yere geri dönmüştü. Doğmak ve ölmek kolaydı. Zor olan hayatın kendisiydi.
Alobar, "Sanırım ben bir şey arıyorum"
diye itirafta bulundu. "Aradığım şey ne servet ne yeni topraklar, ne yeni kadınlar, ne de yeni onur kaynakları. Hatta uzun bir ömür bile değil. Benim aradığım şey asla var olmadı. Ne karada, ne de denizde."
Ölümün nesi vardı korkulacak? Ölüm bu dünyanın verdiği bir onur, öteki dünyanın sunduğu bir mirastı. Ondan kaçınmak, her iki dünyaya da ihanet etmek, her ikisini de kandırmak olurdu. Ak saçı çekip yolmakla halkına ihanet ettiğini, tanrılarını kandırdığını... kendini aldattığını hissetmekteydi.
Kendini mi? Kendi! Ne demekti o?
Bayağılığa muhalefet de ister istemez bayağılık olur. Başka bir yere gitmelisiniz, başka bir amacınız olmalı; o zaman başka bir yolda yürürsünüz. Hangi soruların cevaplanamaz
olduğunu öğrenmek ve onları.
cevaplamamak: Gerilim ve
karanlık dönemlerinde en gerekli
yetenek budur. Bir şeye karşı çıkmak onu
sürdürmektir.
Ursula Kroeber Le Guin-Karanlığın Sol Eli