📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ne zaman senin hoşuna gitmeyen bir şeyler yapmaya girişsem ve sen bana kesinlikle başarısızlığa uğrayacağımı söylesen, senin fikirlerine olan inancım öylesine derin oldu ki, zaten başarısızlık benim için kaçınılmazdı. Kendi eylemlerime olan inancımı kaybettim. Her zaman tereddüt ve şüphe içindeydim. Benim yaşım ilerledikçe, senin bana değersizliğimin kanıtı olarak sunabileceklerin çoğalıyordu; yavaş yavaş gerçekten de haklı çıkıyordun. Tekrar ediyorum, benim bu hale gelmiş olmamın tek sebebi sen değilsin; sen yalnızca halihazırda var olan bir potansiyeli güçlendirdin ama sanırım, bu güç benim için çok fazlaydı çünkü benim karşımda çok güçlüydün ve bu gücün tamamını kullanıyordun.
Karşındaki insanı yakalamaya aslında hiç niyetin olmasa da, sanki niyetin buymuş gibi, o kişinin arkasından masanın etrafında sözde koşturmaların ve annemin bu kişiyi sözüm ona kurtarmaya çalışması bana dehşet verici gelirdi. Böylece, karşındaki çocuk da bir kez daha kendini senin ellerinden yine senin lütfunla kurtulabildiğini düşünürdü ve yaşamını aslında hak etmediği bir armağanmış gibi görmeye başlardı.
Bu sonucun yine de seni utandırması, hatta farkında olmadan bunun bana bizzat verdiğin eğitimin bir sonucu olduğunu kabullenmeyi reddedişin aslında şundan kaynaklanıyor: senin bana verebileceğinle bendeki hamur birbirine çok yabancı. "Tek bir itiraz istemiyorum!" derdin bana, içimdeki muhalif güçleri susturmanın tek yolunun bu olduğunu düşünerek. Fakat bunun bende yarattığı etki, kaldırabileceğimden fazlasıydı; ben zaten ziyadesiyle uysaldım. Böyle olduğunda, tümüyle sağır dilsiz olur, senden saklanır ve ancak, o müthiş gücünün, bana, en azından doğrudan erişemeyeceğini bildiğim bir noktaya vardığımda kıpırdamaya cesaret edebilirdim. Oysa sen bunu zaten görürdün ve yine de "muhalefet" olarak algılardın; aslında bu, senin kudretinin ve benim zaaflarımın olağan bir sonucuydu.
Seninle sakin bir ilişki kurma fikrinin imkansızlığının yol açtığı doğal bir sonuç daha var: konuşma yetimi kaybetmiş olmam. Her halükarda, zaten iyi bir konuşmacı olamayacaktım belki ama en azından diğer insanlar gibi normal bir konuşma becerisine sahip olabilirdim. Çünkü sen, ben daha çok küçükken, bana konuşmayı yasakladın. "Tek bir itiraz istemiyorum!" tehdidi ile birlikte havaya kalkan o el, o gün bugündür bırakmıyor yakamı. Sen, kendi meselelerin söz konusu olduğunda müthiş bir hitabetle konuşabilirsin ama ben, senin karşında tıkanıp duran ve kekeleyen bir konuşma geliştirebildim ancak - ki senin için bu kadarı bile çok fazlaydı. Ben de sustum. İlk zamanlar bunu inattan yapıyordum belki de ama sonrasında, senin karşında ne düşünmeye ne de konuşmaya hakkım olmadığını düşünerek devam ettim. Beni yetiştiren insan sen olduğun için de yaptıkların hayatımın her alanını etkiledi. Sana itaat etmediğimi düşünmen müthiş bir yanılgı. Söz konusu sen olduğunda, beni azarladığında başvurduğum prensibin "muhalefet" olduğunu söylemek yanlış olurdu. Aksine, eğer sana daha az itaat etmiş olsaydım, muhtemelen benden daha memnun bir adam olurdun. Uyguladığın eğitim yöntemlerinin tam yerini bulduğunu söylemek çok daha doğru sanırım; tek bir müdahalenden bile kaçmak aklımın ucundan geçmedi. Ben olduğum kişiyle, senin eğitiminin ve kendi itaatkarlığımın bir ürünüyüm.