nehir

nehir
@summerchild
Daha da önemlisi şu ki, o seninle nispeten çok daha az vakit geçiriyor, doğal olarak da hayatında onu etkileyen farklı unsurlar da var. Sen onun için daha çok bir antikasın, almak istediğini seçip alabileceği sevimli bir antika. Oysa benim için asla böyle olmadın çünkü benim seçme şansım yoktu ve verdiğin her şeyi almak zorundaydım. Ve bunu yaparken de, bana verdiklerine karşılık hiçbir söz söyleyemezdim çünkü seninle, senin razı gelmediğin ya da doğrudan seninle ilgili olmayan meseleler hakkında makul konuşmalar yapmak imkansızdır. Buna, senin o buyurgan karakterin müsaade etmez.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Oysa, ben sana karşı nasıl dik kafalı davranabilirdim ki? Daha emirlerini bile yerine getiremiyordum doğru dürüst ve senin ne gücüne, ne iştahına, ne de becerine sahip değildim. Yine de sen bunları son derece sıradan şeylermiş gibi istiyordun benden ve elbette, en büyük utanç kaynağım da buydu. İşte, o çocuğun, düşünceleri olmasa da duyguları böyle şekilleniyordu.
Beni yanlış anlamanı istemiyorum, baba. Belki de bunlar son derece önemsiz ayrıntılardır ancak benim için her şeyiyle bir otorite figürü olan senin, bana ısrarla dayattığın davranışları kendinin yapmıyor oluşu benim için zamanla müthiş ezici bir durum haline geldi.
Sözlerin ve yargılarınla bana nasıl bir acı ve utanç yaşattığına her zaman duyarsız kaldın ve durum benim için her zaman anlaşılamaz oldu; bir yandan, kendi gücünün farkında bile değil gibiydin. Muhakkak, ben de seni sözlerimle pek çok kez kırmışımdır ve her zaman da bunu söz sonucunda acı çekeceğimi bile bile yapardım ama buna rağmen, o sözün ağzımdan çıkışını bastırabilmeyi başaramaz ve ağzımdan çıkarken pişmanlık duymaya başlardım. Sense sözlerinle insanları adeta döver ve kimseye acımazdın; ne sen o lafları söylerken ne de sonrasında, karşında bir insanın kendini savunması mümkün değildi.
Şimdi düşününce, şaşılacak şey olsa da, benimle ilgili konularda genelde haklı da çıkardın; yüz yüze konuşurken bunun böyle olması anlaşılabilir bir durumdu çünkü seninle pek yüz yüze konuştuğumuz söylenemezdi ama gerçekte de durum buydu. Fakat bu, anlaşılamaz bir şey de değildi. Ben halihazırda tüm zihnimle senin baskının ağırlığını üstümde hissediyordum, hatta seninkilerle uyuşmayan düşüncelerim söz konusu olduğunda bile. Ve hatta, özellikle bu noktada. Görünürde seninkilerden bağımsız olan tüm düşüncelerim, aslında en baştan senin aşağılayıcı yargılarının baskısı altındaydı; bir yandan bunlara katlanırken başka bir düşünceyi eksiksiz ve kesintisiz bir şekilde çözümleyebilmem mümkün değildi. Burada büyük fikirlerden değil, çocukluğa özgü küçük fikirlerden söz ediyorum. Bir şey hakkında mutlu olmam, bu duyguyla dolu olmam ve bu şekilde eve gelip bunu dile getirmem yeterliydi; cevabın genellikle alaycı bir iç çekiş, belli belirsiz bir kafa sallama ya da parmaklarını masaya vurup, "Bu mu yani seni bu kadar heyecanlandıran?" "Keşke benim de böyle dertlerim olsaydı." "Kafam o kadar da sakin değil." "Amma da olaymış!" ya da "Bunun şerefine git ve kendine bir şeyler al o halde!" demek olurdu. Elbette, sen bir sürü güçlükle mücadele ederken, her çocuksu saçmalık karşısında coşkuya ya da endişeye kapılman beklenemezdi. Ama sorun bu değildi zaten. Sorun, senin muhalif yapından dolayı, karşındaki çocuğa bu hayal kırıklıklarını hiç aksatmadan ve en derinden yaşatmak zorunda oluşundu. Cesaret, kararlılık, güven, sebepli ya da sebepsiz bir neşe, sen karşı olduğunda sonuna dek direnemez, varlığını sürdüremezdi; üstelik, benim yaptığım hemen hemen her şeye karşı olduğun da pekala düşünülebilirdi.