Hep Kitap’ın ressam ve mimarlardan oluşan 17 kitaplık serisinden biri olan İşte Van Gogh, seride içimden geldiği sırayla okumaya devam ettiğim yolculuğun ara duraklarından. Van Gogh, uzun zamandır etkilendiğim Empresyonist ressamlardan biri. Onun hakkında birçok araştırma ve okuma yapmış, filmlerini ve belgesellerini izlemiş biri olarak bu kitabın sadece bildiklerimi tekrar ettireceğini, yaratıcı grafikleriyle de okuma keyfimi artıracağını düşünüyordum. Ama yanılmışım.
Yazar, Van Gogh’un hayatına bilinenlerin ötesinden, kendi yorumuyla yaklaşmış. Özellikle ressamın Japon kültürüne duyduğu ilgiyi ve bu ilginin sanatına nasıl yansıdığını anlatma biçimini çok sevdim. Japon baskı sanatından ilham aldığı renk düzenleri, sade kompozisyonlar ve doğa tasvirleri, onun eserlerinde yeni bir anlatım dili oluşturmuş. Van Gogh’un Japonya’yı hiç görmemesine rağmen, orayı bir “iç huzur” ülkesi olarak hayal etmesi, benim için kitabın en etkileyici bölümlerinden biriydi.
Pozitif bir dille, eserler üzerinden ilerleyen bu biyografi hem akıcı hem de düşündürücü bir okuma sunuyor. Van Gogh’a bir de bu gözle bakmak, onu yalnızca “trajik bir sanatçı” olarak değil, dünyayı ışık ve renklerle yeniden kurmaya çalışan bir insan olarak görmek için okunmalı; hatta dönüp dönüp bakılmalı.