İnsanlar genelde pratik amaçlarla -ekmek almaya, dükkanlara, otobüs ya da metroya gitmek, bir arkadaşa uğramak için- arşınlar sokakları. Yani sokaklar birer koridordur sadece. Insanlar başları önde, sırf ihtiyaç duydukları şeylere odaklanarak yürür. Hiçbir şeye bakmaz, yolda sadece işlevsel şeyleri algılayacak şekilde seyrederler: Yeşil eczane işaretini görünce sağa döner, büyük kahverengi kapıyı görünce pastanenin bir sonraki köşede olduğunu bilirler. Böylece sokak cılız, ışıldayan işaretlerden dokunmuş bir kumaşa döner, ama gösterisinin ışıltısı büyük oranda yiter.
Insan kendi mahallesini duraksayarak, düzensiz bir tempoda, amaçsızca ama başını kaldırarak ve yavaşça dolaşma zevkini -duyulmamış şeydir belki ama kolaydır- bir kere olsun tatmalıdır. İşte mucize o zaman gerçekleşir. Kendine belirli bir görev biçmeden telaşsızca yürümek, şehrin onu ilk kez gören birine göründüğü gibi görünmesini sağlayabilir. Bilhassa dikkat edilen bir şey olmadığında her şey -renkler, ayrıntılar, biçimler- gani gani oradadır. Bir başına amaçsızca dolaşmak, şu görüntüleri tekrar yakalayabilmenizi sağlar mesela: Şuradaki panjurların rengi ve o rengin duvarlarda bıraktığı kir: pencere parmaklıklarındaki siyah kıvrımların zarafeti; taştan zürafaları andıran yüksek ve dar, yahut tombul kaplumbağaları andıran alçak ve geniş evler; günbatımının parlak turuncu rengini mavi-gri ön cephelere yansıtan pencereler. Işte insan bu şekilde sokakları uzun uzadıya yağmalayabilir...
Bazen bu yüzden, sırf ziyaret etmek için çıkarız yürümeye, o yeşil açıklıkları, o ağaç topluluklarını, o mora çalan vadileri ziyaret etmek için. Birkaç gün, hafta ya da yıl sonra, "Epey oldu orayı görmeyeli. Beni bekliyordur, tabana kuvvet gideyim o zaman!" deriz kendimize. Sonra yol, toprağa basma hissi, tepelerin şekli, ağaçların yüksekliği buluşuverir yavaşça: Tanıdıklarınızdır bunlar.
Yürüyerek yola çıktığınızda, diğer ulaşım yöntemlerindeki gibi ha deyince geri dönemezsiniz; yürümek geri dönüşü olmayan bir şeydir. Yola çıktığınızda hem kaygılı hem neşelisinizdir. Kaygılısınızdır çünkü bir şeyleri bırakıp gidiyorsunuzdur. geri dönmek başarısızlıktır; yürüyerek dönmek imkânsızdır, kısa bir yürüyüş yapıyorsanız başka tabii, ama uzun süre, günlerce yürüyorsanız mümkün değildir dönmek; yürümek ileri gitmek demektir; yol uzundur, geri dönmek zamanı heba etmektir ve zamanın şakası yoktur. Öte yandan geride bıraktıklarınız yüzünden neşeli sinizdir; diğerleri kalırlar, oldukları yere mıhlanmış, sıkışmış olarak. Oysa bu neşe sizi başka yerlere taşır heyecanla.