“Ben de o yüzden ağlıyordum işte,” dedi Veronika. “O hapları aldığımda
nefret ettiğim birini öldürmeye çalışıyordum. İçimde başka, sevebileceğim
Veronikalar olduğunu bilmiyordum.”
“İnsan neden kendi kendinden nefret eder?” “Korkaklık belki de. Ya da hiç
yakanı bırakmayan yanılmak korkusu, başkalarının senden beklediklerini
gerçekleştirememek korkusu.
Veronika, Lyubliyana’da bu güzel akşamüstünde, meydanda Bolivyalı
müzisyenler çalarken, genç bir adam penceresinin önünden geçerken ölmeye
karar vermişti ve gözlerinin gördüğü, kulaklarının işittiği şeyler onu mutlu
ediyordu. Bunları bir otuz, kırk ya da elli yıl daha görmeye devam etmeyeceğini
bildiğinden daha da mutluydu, çünkü o zaman bütün orijinallikleri kaybolacak
ve her şeyin tekrarlandığı her günün bir öncekine ve sonrakine benzediği bir
yaşam trajedisine dönüşeceklerdi.
Ellerinde değil. Başka türlüsü mümkün değil. Yaşaya-
mazlar Ali diye, Ramazan olarak -bi başlarına olamazlar.
Ancak Ali ile Ramazan olunca soluk alıp veriyorlar. Bi
çeşit Siyamlı âşıklar. Bi çeşit lanet. Bi çeşit kutsanma.
Aşkla.
En ağırıyla. Altında eziliyorlar.