Neden hep içimizdeki ilahi ışığı görmezden gelip kıyamet senaryoları yazıyoruz;
neden içimizdeki saf sevgiye bir şans vermiyoruz;
neden karanlıklara karşı bizlerde içimizdeki ışığı söndürüyor o karanlığa bir karanlık daha ekliyoruz?
Oysaki karanlık ışığı bekler aydınlanmak için. . .
içimizde nefreti değil sevgiyi büyütürsek, savaş çığlıkları değil, barış şarkıları söylersek, paylaşır ve güvenirsek, Yaradan'ın bize açmayacağı ilahi aşk kapısı yoktur..
Yaradan bir gül ise, O'na inanan da bülbüldür.
Ve o güle aşık bülbül insanlığa hep barışın makamı nihavent eşliğinde, huzur veren sesiyle şarkılar terennüm eder durur..
Ama bir gün bakar ki şarkısını anlayan yok, işte o an yüreğinin zindanlarında onulmaz bir acıyla, matemini tutar.
Ama yine de bilir ki, bu zindandan çıkış vardır..
Kainat inanandan asla yardımını esirgemez.
En umutsuz anlarda bile her zaman koruyan ve kurtaran bir el, saflığını içindeki ilahi ışığı koruyabilmiş olanlar için uzanır.
Ve o bülbül çok geçmeden yine bir dem tutturur nihaventli ezgilerde. . .
Dünyevi egolardan kurtulabilmiş olanlar için, korku artık var olabilen bir duygu değildir.
Korkunun yerini sevgi almıştır.
Ama bunları başarabilmek için, kıldan ince, kılıçtan keskin sırat köprülerini dünyada geçmek, insani zaaflardan arınmak, kendimizi korumak için giydiğimiz egosal zırhlardan kurtulmak gerekir.
Tüm bunların ardından gerçek Yaradan bilincinde, sonsuz cennetlere ulaşılır..