Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısıyla dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı
“Daha anlatsana ,” dedim. “Hoşuna mı gitti?” “Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.” “Benzinimiz yeter mi ki?” “Yalancıktan doldursak yeter.”
Evet , öldüreceğim.Çoktan başladım bile.Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil.Kastettiğim onu kalbimde öldürmek . İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek.