Erkekler değil ama kadınlar muhakkak topraktan çıktı.Toprak ana ! Toprak ana ! Her mahlukun dişisinde bir topraklık var. Biz erkek kısmı güneşin,havanın ,suyun çocuklarıyız belki, ama kadınlar muhakkak topraktan.
Çok çalıştım,şimdiyse seni seviyorum ve dedi gerçekleşmeyecek herşeyi kucaklayarak ,uğruna savaştığımız herşeyi nasıl seviyorsam,seni de öyle seviyorum.Seni, özgürlüğü , insan onurunu sevdiğim gibi seviyorum, tüm insanların çalışma hakkını , aç kalmama hakkını sevdiğim gibi seviyorum seni.
Ölmek hiçbir şeydi.El sordo’nun ne ölümle ilgili bir korkusu,ne de kafasında ölümle ilgili bir görüntü vardı.Ama yaşamak,bir tepenin yamacında rüzgârda salınan bir buğday tarlasıydı.Yaşamak ,gökyüzünde dolanan bir atmacaydı.Yaşamak ,tahılın savrulduğu,samanların uçuştuğu harman yerinde , tozlar içinde duran toprak bir testideki suydu.Yaşamak ,bacaklarının arasındaki bir attı ve bacaklarından birinin altındaki karabinaydı,bir tepeydi,bir vadiydi,vadini in uzak kıyısında ,kenarında tepelerin ötesindeki ağaçların uzandığı bir dereydi.
Burjuvaların tıka basa , çatlayıncaya kadar yediği için sodasız yaşayamadığı,yoksulların ise doğdukları günden öldükleri güne dek hep aç yaşadıkları bir ülkede verem olmayıp da ne yapabilirdi?