Hayatta hiçbir şeyin hatırlandığı gibi olmadığını öğrenecek kadar yaşadım.Bazen bir şeylerin nasıl hatırlandığının nasıl yaşandığından daha mühim olduğunu öğrenecek kadar da.Hakikat yaşandığı an kadar,hatıra bir ömür boyunca.
Ama ben başka bir aşkın mümkün olduğuna inanmak istiyordum hep.Başka bir sevmenin,başka bir sevilmenin,başka bir hayalin içinde kaybolmadan erimenin.Yüzüne baktığım kişinin gözlerinde havai fişekler patlasın istiyordum ama içimdeki kuşlar yine de ölmesin.
Şimdi geçmişe dair anımsadığım her anın hamurunda bir çimdik saadet var.En buruk hatıralara bile,sırf ait oldukları zamanın hatırına bahşedilmiş bir haslet bu.
Dalgaların arasına batıp çıkan sıcak bir yaz günü hatırlıyorum mesela.Sırf beni terk etmemiş vefalı bir hatıra olması bile,latif kılıyor onu gözümde.Ne güzel,ne mutlu günmüş diyorum dönüp bakınca.Oysa o gün biri kulağıma eğilip,”Şimdi mutlusun,ileride bugünü mutluluğa emsal hatırlayacaksın”diye fısıldasa,hayatta inanmazdım.
Ah gençlik,ah çocukluk…Yaşarken kıymeti bilinmeyen sıradan anların uçuculuğu.Mutluluğu hep gelip omza konacak şatafatlı,ağır bir masal kuşu gibi hayal etme hatası. Yıllarca beklediği şeyin,içinden geçtiği hafif anlarda kanatlanmış,minik,basit sevinçlerden ibaret olduğunu insanın bu kadar geç anlaması,ah.