güneş

güneş
@sunwithsparkles
Asil ve ulvi bir karakter lütuf değildir ya da şans eseri oluşmaz, ancak sürekli bir çabayla doğru düşünerek uzun süreli ilahi düşüncelerin bir bileşkesi olarak doğar.
Konu tabak değil.
Bu ilke, aslında canlılar dışında, su ve elektrik için de geçerlidir, onlar da en az dirençle karşılaşacakları yolu seçer. Madem ki olabildiğince az gayret sarf etmek istiyoruz, o halde, Nemika, kendisinden istenmediği halde, neden annesine yardım etmek istemektedir? Söz konusu olan, aslında, "Organizma ne zaman gayret sarf eder?" genel sorusunun özel bir halidir. Evet, organizma ne zaman gayret sarf eder? Bir gereksinmesini karşılamak için. Nemika'nın karşılamak istediği gereksinim nedir? Kendini yeterli, güçlü ve güvenilir görme gereksinimi. Nemika, kendini güçlü ve güvenilir görmek üzere programlanmıştır. Bu gereksinim, tüm insanlarda olduğu gibi, onda da doğuştan vardır. Nemika, kendinin yeterli ve güvenilir olduğuna inanmak için, anne ve baba gibi kendi yaşamında önemli insanlardan, 'Senin yapabileceğine güveniyoruz, inanıyoruz, mesajını almak istemektedir. O nedenle Nemika, "Anne, tabakları ben götüreyim mi?" diye sormaktadır.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kabul gören insan, enerjisini ve zamanını üretici ve yaratıcı olmaya harcar. Kabul görmeyen, yani yargılanan insan ise, zaman ve enerjisini, kendini sosyal yüzler, maskeler arkasında saklamaya harcar. Üretici ve yaratıcı olmaya enerjisi kalmaz.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Alıntı
Medium'daki yazımdan:
"Kendi fikirlerimi çürütmeyi çok severim ama hiçbir zaman doğruyu bulamam. Bulmam gerekiyor mu bilemem. Bulmam gerekmiyorsa neden yaşıyorum diye sorarım. Sonra yaşamamın sebebinin bu olmadığını anlarım, ne olduğunu bilmesem bile ne olmadığını bilirim. Bazen ne istediğimiz ne istemediğimizden ötürü bulunur."
Alıntı
"İki insan birbirinin farkına varınca, iletişim başlar ve can, otomatik bir biçimde iletişim ortamında beş soruya yarıt arar... İletişim ortamında can'ın sezgisel olarak sorduğu beş soru şunlardır: 1- Kaale alınıyor muyum? Beni umursuyorlar mı? 2- Kabul ediliyor muyum? Beni olduğum gibi, yargılamadan kabul ediyorlar mı? 3- Değerli miyim? Beni vazgeçilmez ve eşsiz olarak görüyorlar mı? 4- Yeterli miyim? Beni becerikli, bir şeyler yapabilecek güçte görüp yapabileceğime güveniyorlar mı? 5-Sevilmeye layık mıyım? Beni ben olduğum için özleyip, benimle zaman geçirmek istiyorlar mı? Her bir soru, varoluşun bir boyutunu belirtir. İletişim ortamında birey, beş varoluş boyutunda kendi varoluşunu tanımlar. Bu boyutlara, varoluşun beş boyutu adını veriyorum ve kısaca 5VOB olarak gösteriyorum."
Alıntı