Cemil gibi beni çiçekli yollarda bekleyen, Ziya gibi ağaçların karanlığında başını göğsüme dayayan, Kerim gibi ılık bir kayanın üstünde başımı dizlerine koyarak saçımı okşayan bir kadın olmadıktan sonra hayatın ne ehemmiyeti olabilirdi...
İdareleri değiştirmek neye yarar, her şeyden evvel ruhları değiştirmeli... İnsanlar bâtıl itikatların tesiri altında yaşadıkça iyi ve mesut olamazlar... Ben, harikulade bir doktor olmak, insanlık üzerinde büyük bir ameliyat yapmak isterdim. Kalp denilen emel ve elem yatağını koparıp atmak, hayal denilen intan membamı kurutmak... İnsanlar, ancak o vakit mesut olabilirler. Bu şartlar içinde doğan, yaşayan, ölen bir insanın saadetini düşününüz. Her çocuk, bir karanlık âlem gibi doğuyor; fikirlerin parlak meşalesi yavaş yavaş yanıyor. Hayat, bu ışıklar içinde bir şehrâyîne benziyor. Sonra bir gün ihtiras, elem, ezel düşüncesi, ebed endişesi ne olduğunu bilmeden bu ziya âlemine gözlerini kapıyor