Aradan birçok seneler geçti. Necmünnisa, belki bu çocukluğu hatırladıkça gülüyor, hatırlamıyor bile... Fakat ben, ona verdiğim sözde hâlâ sebat ediyorum. Her sene sonbaharda hiç olmazsa bir kere yosunlu bir taş yığınından ibaret kalan havuzun kenarına gidiyorum, onun küçük vücudunun bütün yükünü omuzlarıma vererek dolaştığı yollarda kendi kendime dolaşıyorum...
Şık, kibar bir hayat; zengin bir koca... Acaba bunlar, bir insan kalbini doyurmağa kâfi gelecek şeyler mi? Bir kadının bütün ruhuyle isteyeceği, seveceği adamla yaşayacağı daha sade, daha mütevazı bir hayat, bundan bin kat iyi, bin kat bahtiyar olmaz mı?/
Fakat tuhaf de ğil mi? Bir hayal olarak söylediğim bu şeyler, hakikat olacaklar ına inandığım dakika bütün cazibesini kaybettiler. Gözümün önünde renksiz, ruhsuz, sönük bir süs gibi kaldılar.