Birinci Dünya Savaşı’nın kaotik günlerinde, 1916 yılında, İngiliz diplomat Mark Sykes ve Fransız mevkidaşı François Georges-Picot, masa başında oturup bugünkü Orta Doğu’nun haritasını tasarladılar. Avrupa güçleri bölgenin zengin petrol kaynaklarını, stratejik geçiş yollarını ele geçirmek için fırsat kolluyordu. Savaş devam ederken yerel Arap aşiretleri isyana teşvik ediliyor, krallık vaatleri havada uçuşuyordu. Ancak Sykes-Picot Anlaşması, bu vaatleri hiçe sayarak bölgeyi İngiliz ve Fransız nüfuz alanlarına böldü.
Modern Ortadoğu’nun sınırları, dönemin süper güçleri olan Fransa ve İngiltere tarafından masa başında şekillendirildi. Günümüz Ortadoğu devletleri halkların durumu, doğal sınırlar, akrabalıklar, etnik ve mezhep gerçeklikler dikkate alınmaksızın, kolonyalist bir kafayla oluşturuldu. Bu anlaşma 100 yıldır süren çatışmaların, istikrarsızlığın tohumlarını ekti.
Son 30 yıldır bölge yine üsttenci ve zorba tavırlarla İsrail’in güvenliği için yapılandırılıyor. BOP denilen projeyle ABD öncülüğünde, Ortadoğu balkanlaştırılıyor.
Sykes-Picot Anlaşması’ndan hemen sonra İngiltere 1917 Balfour Deklerasyonu’yla Filistin bölgesini Yahudi yerleşimine açtı. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Birinci Dünya Savaşı daha sona ermeden Filistin’de Yahudi ulusal yurdu kurulmasını desteklediğini ilan etti. Savaş sonrası manda rejimi altında Yahudi yerleşimleri çoğaldı. 1948’de İsrail’in kuruluşu, Batı’nın –özellikle İngiltere ve ABD’nin– desteğiyle gerçekleşti.
Devletleşen ve batılı büyük güçlerin mutlak desteğini arkasına alan İsrail bölgede sürekli savaşlar, çatışmalar çıkarttı. Sistematik insan hakları ihlalleri ve işgallerle, yerel halkın mülklerine çökerek genişledi. ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ (BOP) adıyla son 30 yıldır devam devam eden süreçte ise, Arap-İsrail