Sevgili Hanife
Kitabını dün bitirdim…
Duygu dolu satırlarda dolaştım günlerce…
Benim de duygulu satırlar yazdığım günleri andım.
Henüz şiirler yazmadığım.
Ama şiir yorumlarına duygularımı kattığım günlerde…
“Bunlar şiir sayılır mı?” diye sorduğumda.
“Bunlar en güzel şiirler” demişti bir şair yorumlarıma.
Belki oydu başlatan beni şiire.
Şimdi heceydi, kafiyeydi.
Derken istediklerimi yazamaz oldum.
Her şeyin sonu gelir ya…
Şairliğin de şüphesiz.
Şiirlerinde duygular sağanak sağanak.
Ama bilerek mi yapıyorsun bilmiyorum.
Birçok cümlenin devamı alt satırda.
“Ben olsaydım böyle yazardım” diyerek.
88. sayfadaki şiirini aşağıdaki şekilde düzenledim.
Az sayıda bazı şiirlerinde başlık yoktu.
Bunlar beni lise yıllarıma götürdü.
Kompozisyon yazılılarında başlık yazılmazsa not kırardı öğretmen.
Aşık Veysel’in “Toprak” başlıklı şiiri için şunu sormuştu sınıfa.
“Bu şiirde, önceki şairlerde görülmeyen özellik nedir?”
Sınıftan ses çıkmayınca bir ipucu vermişti.
“Sizin yazılılarda unuttuğunuz bir şeyi unutmamış!”
Evet, başlık koymuştu Veysel.
Oysa Yunusların şiirlerinde başlık olmuyordu.
“Ne düşündüğünü biliyorum.
Beni de diğer herkes gibi sandın.
Oysa çok yanıldın.
Ben sıradan değilim.
Ve hiç kimsenin “olabilir” dediği bir ihtimal olamam.
Çünkü ben, değerimin farkındayım.
Yarım kalan hiçbir şeyde gözüm yok.
Ne sevgide, ne dostlukta, ne hayatta…
Ben hep “tam” olanı isterim.
Çünkü ben kalbimi verirken saklamam,
içimden ne geçiyorsa olduğu gibi sunarım.
O yüzden oyunlarla, belirsizliklerle, bekleyip durmalarla işim yok.
Ben açık yüreklilikle gelen insanı severim.
Net olanı.
“Ya varsa?” diyene değil, “Ben buradayım.” diyene kalbimi açarım.
Belki fazla duygusalım.Belki fazla yoğun.
Ama benim gibiler az bulunur.
Ben sadece sevenleri, hayal kuranları, yüreğiyle yürüyenleri isterim yanımda.
Savaşmamız gerekirse, omuz omuza dövüşebileceğim insanları.
Eğer ne istediğini bilmiyorsan...
Eğer beni olduğum gibi göremiyorsan...
O zaman bu yolculuk ikimize de göre değil.
Ben “belki”lerle zaman kaybetmeyeceğim.
Çünkü kalbim sonsuza kadar sevebilecek kadar güçlü.
O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
…
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?