Eğitim, bireyin bilgi, beceri ve değerler kazanarak toplumsal yaşama etkin bir şekilde katılmasını sağlayan temel bir süreçtir. Kadınların eğitim hakkına erişimi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında ve kadınların bireysel özgürlüklerini geliştirmelerinde önemli bir role sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde birçok toplumda kadınlar eğitim olanaklarından erkeklerle eşit düzeyde yararlanamamış, bu durum onların ekonomik, sosyal ve siyasal alanlardaki konumlarını da etkilemiştir. Feminist kuram, eğitimi yalnızca bilgi aktarımını sağlayan bir kurum olarak değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin üretildiği ve yeniden şekillendirildiği bir alan olarak değerlendirmektedir.
Kadınların eğitim düzeylerinin yükselmesi, ekonomik bağımsızlık kazanmalarına, toplumsal yaşamda daha görünür olmalarına ve karar alma mekanizmalarına daha etkin katılmalarına katkı sağlamaktadır. Eğitim aynı zamanda kadınların özgüven geliştirmelerine, eleştirel düşünme becerilerini artırmalarına ve toplumsal eşitsizliklere karşı farkındalık kazanmalarına olanak tanımaktadır. Bu nedenle eğitim, kadınların bireysel gelişimlerini destekleyen ve toplumsal dönüşümü mümkün kılan en önemli araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Feminist perspektiften bakıldığında, kadınların eğitime eşit erişimi yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesinin temel unsurlarından biridir.
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR
Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e
SELİM GÜRBÜZER
Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir.
Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim:
“Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun.
Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim.
Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
İnsanın en yorgun olduğu an kendini yeniden
doğurmaya başladığı andır. Hayati kararlar bu sıra verilir. Yaşam boylu boyunca sorgulanır. Etraftaki insanlar tartılır, kalanlar ve gidenler olur. Davranışlar değişime uğrar. Yeni bir amaç belirlenir. Ve bu sancılı süreç er ya da geç sona erer. İnsanın en güçlü hissettiği an ise, kendini yeniden doğurmayı başardığı andır. Çünkü tüm zayıflıklarını geride bırakmanın mecburiyetini anlamıştır.
Maalesef ki halkımızın din cehaleti nirvana düzeyindedir. Gerçi bunda, kabul gören hakim din anlayışının ve öğretisinin yanlışlığı da büyük etkendir. Kur'an neyi şiddetle yasaklıyorsa bizim dini inanış, öğreti ve yaşantımızın tam orta göbeğinde bunlar vardır. Türbecilik, çaputçuluk, aracılık ve yığınla din dışı inanç ve uygulama kabul görmekte dahası eleştiri getiren "sapkın" ilan edilmektedir.
Düşününüz ki hergün binlerce insanın ziyaret ettiği Eyüpsultan camii avlusunun mezarlık girişinde, tevhid dinine meydan okurcasına "dünya işlerinde başınız sıkıştığında ölmüşlerden yardım dileyiniz" zırvası Arapça olarak yazmaktadır.
İşte bu din dışı yazının kaldırılması için 2017 yılında bir mücadele başlattım ve Kültür Bakanlığı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Eyüpsultan Müftülüğü ile yazışmalar gerçekleştirdim. Sonuç çıkmadı tabi. Herkes topu birbirine attı ve bir yerden sonra süreç tıkandı.
Bu mücadelemin tüm detayları ve resmi yazışmalarımı da "DİNİ HURAFESİZ YAŞAMAK" kitabıma aldım.
Kitabımda 49 ayrı ve ilginç konuyu işledim. Çoğuna hiç bakılmayan yönlerden baktım.
Temin linki yorumdadır.
Bir süreç geçiriyorum. Dinleniyor muyum yoksa direniyor muyum çözemiyorum. Bazen pes ediyorum bazen yeniden devam etmeye çalışıyorum. İnsanlar azizim, insanlar da sağ olsunlar hiç yardımcı olmuyorlar. Kendimi aramak için yönlendirildiğim bu yolculukta bende sadece beni bırakanlara da ekstra kırgınım. Lakin ne fayda.