Evə çatanda tələskənlikdən maşını kanalın dibində saxladı, danışa-danışa maşından düşəndə düz kanalın içinə düşdüm.Həmid bərkdən gülüb dedi: “Halal olsun mənə! Gördün necə sürücüyəm?! Sənin şərəfinə Şumaxer kimi park eləmişəm”. Heç vaxt söz altda qalmazdı. Necə olursa-olsun, söz və rəftarıyla vəziyyətdən çıxırdı.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Alıntı
Suruçlu Mor Yakup ve Urfa Episkoposu Yakup, elementleri Tanrı'nın yaratılışta kullandığı araçlar olarak görmüş, ancak onların bağımsız bir güç olmadığını belirtmişlerdir. Onlara göre, elementler Tanrı'nın iradesine bağlıdır ve ilahi plana hizmet eder. Aynı zamanda, elementler Süryani mistisizminde derin bir sembolik anlama sahiptir. Toprak, su, hava ve ateş sadece fiziksel varlıklar değil, aynı zamanda derin sembolik. anlamlar taşır. Bu bağlamda elementler sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal gerçekliklerin işaretleridir. • Toprak, insanın ölümlülüğünü ve Tanrı'ya olan bağımlılığını temsil eder. Adem'in topraktan yaratılması bu bağı açıkça ortaya koyar. Su, arınmayı ve vaftizi sembolize eder. Süryani geleneğinde su, hem yaratılışın bir unsuru hem de ruhsal yenilenmenin kaynağıdır. Hava, ruhaniyetin özgürlüğünü ve Tanrı'nın nefesini simgeler. Her nefes alışımız, Tanrı'nın bize verdiği hayatın bir işaretidir. • Ateş ise Tanrı'nın arındırıcı gücünü temsil eder. Süryani mistisizminde ateş, ilahi sevginin yakıcılığını ve arındırıcılığını ifade eder.
Kitabı Mukaddes Şirketi·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
<<Tanrı'ya "gerçekle dolu bir nefis" ile yaklaşmalıyız.>>
Sayfa 34·Kitabı okudu
<<İlk buyruk "Yemeyeceksin!" buyruğuydu. Buyruğu dinlemeyen (Adem) yedi ve ölüm tarafından yutuldu. Yenilgiye uğraması, zayıf düşmesi, kayması ve düşmesi yemekle olduğu için borcunun ödenmesi, hatasının düzeltilmesi ve düşüşünden kalkışı da oruçla olmalıydı.>>
Sayfa 26·Kitabı okudu
Suruçlu Yakup (ö. 29 Kasım 521) Efrem'den sonraki en önemli Süryani şair sayılan Yakup, Fırat Nehri üzerindeki Kurtam'da 5. yüzyılın ortalarında doğmuştur. Urhoy'daki Pers Okulu'nda öğrenciyken oranın kristolojik öğretisine tepki göstererek ayrılmıştır. Bilinmeyen bir tarihte (Urhoy'un güney-batısındaki) Suruç yöresinin Horepiskoposu olmuştur. 519'da Batnan d-Serug şehrinin piskoposu olarak takdis edilmiştir. Anlaşılan o ki, döneminin kristolojik tartışmalarından hoşlanmayıp bunlardan uzak kalmayı tercih etmiştir. Sadece bir mektubunda (o da muhatabının ısrarı yüzünden) 451'deki Khalkedon Konsili'nin doktrinine bir atıf yapmış ve bu konsilden hoşlanmadığını ifade etmiştir. Şöhreti günümüze intikal etmiş 12 hece vezinli çok sayıda memraya dayanır. Bunlardan 225 kadarı günümüzde edisyonlar halinde basılmıştır, fakat çok daha fazlası basılmayı beklemektedir. Memraların çok büyük çoğunluğu Kitab-ı Mukaddes'teki konuları fazlasıyla imgesel şekilde işlemektedir. Bazı memralarda (özellikle Yaratılışın Altı Günü Üzerine konulu olanlarda) Yakup'un Urhoy'daki Pers Okulu'nda maruz kaldığı Mopsuestiah Theodoros tefsirlerinin etkisi görülmektedir. Memraların bazıları Bakire Meryem'in hayatının muhtelif evrelerine adanmışken, diğer bazıları da belirli azizler (örneğin Sütuncu Şem'un) hakkındadır. Bazı memralar ise çile hayatı, kilise ayinleri ve ahir zamanlar konuludur. Altı mensur tefsir günümüze intikal etmiştir. Bunlar, Doğuş, Vaftiz (Epifania), Büyük Perhiz, Palmiye Pazarı, Büyük Çile ve Diriliş üzerinedir. Yakup ayrıca kırk üç mektup, kendi çağdaşı iki azizin (Galaşlı Danyal ve Hanina) mensur hayatlarını ve çeşitli madraşalar bırakmıştır. Bunlardan şimdiye dek yalnızca mektuplar basılmıştır. Üç anafora (kilise ayin metni) ve Maruni Kilisesi'nin vaftiz töreni ayin metni Yakup'a
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
"Ah. Geldik. Bana eve kadar eşlik ettiğin için teşekkür ede­rim, Bayan Dews. Ben iner inmez sürücüm seni evine götürecek. Sana iyi bir gece dilerim.” Onu burada bırakmak son derece cazip geldi. Adam sırf eğlenmek için maymun kafesinin dışında elinde sopayla duran küçük bir çocuk gibi alay edip dürterek onu kışkırtıyordu. Yine de ayağa kalkıp arabanın kapısına doğru sallanınca Temperance yerinden fırladı. “Senden nefret ediyorum, Lord Caire,” dedi Temperance sıkılı dişlerinin arasından onu kolundan yakalarken. “Bunu zaten söylemiştin.” “Henüz bitirmedim.” Adam ağırlığını üstüne verdiği için Temperance tökezledi. Genç bir uşak arabamn kapısını açtı ve hemen arabadan indirmek üzere Lord Caire’nin kolunu tuttu. “Gördüğüm kadarıyla ahlaki değerleri ve görgü kurallarını hiçe sayan, son derece kaba bir adamsın.” “Ah, sana yalvarırım sus, Bayan Dews.” Lord Caire homur­dandı. “Bu övgülerle başımı döndürüyorsun.” “Ve...” diye devam etti Temperance onu duymazdan gelerek, “tanıştığımız andan beri bana karşı iğrenç tavırlar sergiliyorsun ki hatırlatmam gerekirse o gün de evime gizlice girmiştin.” Lord Caire sokağa inmeyi başardı, ağzı açık bir şekilde onlara bakan uşağın omzuna yaslanarak durdu, hızla soluyordu. “Bu tartışmanın ulaşacağı bir nokta var mı yoksa sadece kendini mi rahatlatıyorsun?” “Varacağım bir yer var,” dedi Temperance onun heybetli evine doğru yükselen basamakları çıkmasına yardım ederken. “Bana karşı olan tavırlarına ve bu hatalı kişiliğine rağmen doktor gelip seni görene kadar burada seninle kalacağım.” “Bu korumacı dürtülerin beni gururlandırıyor, Bayan Dews ama yardımına ihtiyacım yok. Yatak ve brendi yeterli olacaktır.” “Sahi mi?” Temperance evinin kapısında sallanmakta olan bu aptal adama baktı. Kızaran yüzünden terler süzülüyordu, şakaklarındaki saçlar