Ezici bir eşitsizlik vardı. Orta sınıf krediyle geçiniyordu; çok kişi yoksulluk, az kişi bolluk içindeydi; sefil bir halde yaşayan halk tabakası, camlardan yapılma gökdelenlerle ve yüksek duvarlar arasındaki malikanelerle tezat olusturuyordu; kimilerine esenlik ve güven kimilerineyse işsizlik ve baskı nasip olmuştu. Daha önceki yıllarda sermayenin kesin serbestliği ve işçilerin temel haklardan yoksunluğu mucizesi üzerine kurulmuş olan ekonomi mucizesi sabun köpüğü gibi sönüvermişti.
Hiç kimse sesini çıkaramıyordu; ezilen işçiler haklarını kaybetmişlerdi, her an işten atılabilirlerdi, ne kadar olursa olsun her maaşa eyvallah diyorlardı, çünkü kendilerine bir fırsat verilmesini bekleyen işsizler kapıda kuyrukte bekliyorlardı. İşverenler için ortalık cenneti. Resmi yorum ise Şili'nin refaha doğru ilerlemekte olan düzgün, temiz, sakin bir ülke olduğu şeklindeydi.
"Bakır Şili'nin malıysa onu neden millileştirmek gerektiğini anlamıyorum."
"Hep Amerikan şirketlerinin elinde olmuştur da ondan, àvia. Hükumet onların elinden aldı ve tazminatın ödenmiş olduğunu farz etti, çünkü aşırı kazançlarıyla ve vergi kaçırmalarıyla ülkeye milyonlarca dolar borçları vardı."