Seriyi okuyan kişilerin neden bu kitap için “Serinin en iyi kitabı,” dediklerini daha seriyi tamamlamadan anladım sanırım.
Olaysız, aksiyonsuz tek bir an, sahne olmaması sizi evrenin içine öyle bir çekiyor ki elinizden bırakamıyorsunuz.
Birinci kitaptan kalan bütün olayların, sırların açığa çıktığı ve aynı zamanda yeni gizemlere yol açtığı bir kitap olmuş.
Ne kadar övsem, hangi kısımlarından bahsetsem az kalır. Bu seri, özellikle bu kitap hakkında çok şey söylemek istiyorum.
Dikkat! Spoiler barındırabilir.
Kitap birinci kitabın kaldığı yerden devam ediyor:
Tamlin güçlerine kavuştu, yanında eşi olacak olan Feyre ve sarayında hizmetçileriyle birlikte mutlu.
Peki ya Feyre?
Feyre öldürmek zorunda kaldığı iki peri yüzünden hep bir vicdan azabı çekme döngüsünde. Ki bu uykularını da etkileyip gecenin bir yarısı uyanıp midesindekileri dışarı çıkarmasına sebep oluyor.
Feyre mutsuz ve yılgın, Tamlin ise bunu göremeyecek kadar gözünü hırs bürümüş biri.
Bir yandan düğün hazırlıkları yaparken Feyre, durmadan içinden bu evliliğe hazır olup olmadığına karar verirken hiç olmayacağını düşündüğü şey oluyor ve düğün günü, aylar önce yaptığı anlaşmadan dolayı anlaşmanın karşılığını almak için bir davetsiz misafir beliriyor: Rhysand.
Rhysand, evlilik gerçekleşmeden Feyre’yi alıp Gece Sarayına götürüyor. Anlaşmanın şartları sağlanırken Rhysand, Feyre’den yaklaşan savaş için yedi yüce lordun gücünü içinde barındırdığından dolayı kendisine yardım etmesi için ricada bulunuyor.
Evet, Amarantha’dan kurtuldular ama artık karşılarında daha güçlü bir düşman var: Hybern Kralı.
Kitabın son 100 sayfasına kadar hep bi “Savaş geliyor, gelecek, gelmek üzere,” sözleri çok fazla tekrar ediyordu. “Artık gelsin şu savaş!” demekten son sayfaya kadar geldim ama yine savaş yoktu :) Savaştan daha beter