evvelâ Cenâb-ı Hakk’ın vücûd vermesiyle bâtınların ıssızlığından zuhûr sahasına çıktığını, ikinci olarak da O ’nun feyz ve imdâdrnın sürmesiyle varlığının devam ettiğini bilir. Böylece her an Hakkın feyz ve imdâdına ihtiyacın sürdüğünü idrak etmiş olur. Varlığının
devamını icap eden kesintisiz imdâdlar da, insanın beden ve ruhtan terkip edilmiş olması yönüyle çeşitlidir. Bazısı, yiyecekler ve içecekler gibi İnsanî bedeni ayakta tutan görünür kuvvetlerdir ki, beşerî vücudlara aittir. Bazısı da, rûh-u sultânîyi idâme eden iman, irfan, dinî ilimler ve ilâhi marifetler gibi manevî kuvvetlerdir ki, bu da ervâh-ı âkıleye (uyanık ruhlara) râcidir.
Birincisi; îcâd (yoktan var etme) nimeti gibi mümin ve kâfir, iyi ve kötü, sâdık ve münafık ayırmaksızın um um a şâmil ise de, İkincisi; güzel itikat ve iman-ı yakînle şereflenen müminlere mahsustur. Bazısı da, yüksek fenler ve sanatla ilgili marifetler gibi aklî kuvvete dâir olmakla beraber İnsanî mahiyetin zihnî gereklerindendir.