Ülküsüz bir cemiyet, millet olmaktan çok, bir insanlar topluluğudur. Böyle cemiyetler, ülküsü olan milletlerin hırslarını, ister istemez, üzerlerine çekerler. Çünkü ülküsüz millet, kolay yutulur bir yemdir. Büyük dâvâlar ardındaki cemiyetler, göz koydukları yurtları ellerine geçirebilmek için, bundan dolayı, vatanın sahibi milleti ülküsünden koparma yoluna başvururlar.
Ancak unutulmamalıdır ki, günümüzün dünyasında, cemiyetlerin ülkülerinden koparılmaları açık bir şekilde değil, sincice ve kurnazca yapılmaktadır. Milletin milli ülküsü, asli mahiyetinin dışında ve cemiyet için zararlı ve tehilekeli bir fikirmiş gibi gösterilerek baltalanmakta böylece, kitleler davadan uzak durmaya, hatta ona karşı olmaya zorlanmaktadır. Bir yandan bu yalan propaganda aralıksız devam ettirilirken, diğer taraftan da, milletin okumuşlarına ve bilhassa gençlerine, üçüncü dördüncü derecedeki birtakım cemiyet meseleleri, büyük ve ana dâvâlar şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır.
Bu oyunun ülkemizdeki şekli, önce, Türk ülküsünün uydurma bir Turancılık ve ırkçılığa bağlanması yolundaki malum harekette görüldü. Dışardan sevk ve idare edilen propaganda, resmî ağızlarla, devletin ve cemiyetin fikir ve haber yayma vasıtalarını da bu yolda kullanma imkânını elde edince, Türk ülküsü, kendi vatanında sinsice hançerlenmiş oldu.
Böylece kalblerden ve kafalardan sökülüp atılmaya çalışılan ve kısmen de sökülüp atılan ülkünün yerini, daha geri plânlardaki meseleler ile başka cemiyetlerin kılık değiştirmiş dâvâları almaya başladı.