Kitabı okumaya başlamadan önce bu kadar değerli anılar okuyacağımı, bu kadar değerli insanlarla -bir nevi- tanışacağımı düşünmezdim. Kitap ilerledikçe -sayfaların çoğalması mümkün olmayacağı üzere- en azından uzun sürmesi adına olabildiğince ağırdan alarak okudum.
Hani iş, okul, sosyal hayatlarımızda, hakkında gizliden gizliye epey bilgi sahibi olduğumuz kimi kimseler bizi hiç tanımazlar da bu tek taraflı bir tanışıklıktır ya, işte bu kitabın son sayfasına kadar da bu meşhur şahsiyetlerle aramda böylesine bir bağ oluştu. Her bir portreyi okudukça içimde artık pek tabii gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bildiğim tanışma hadisesinin acısını duyumsadım.
****
Hüseyin Cahit'in 1936'da Yedigün dergisinde haftalık olarak yayımladığı, geçen adların hemen hemen hepsinin, yazıldığı dönemde hayatlarını kaybetmiş ve çoğunluğunun İttihat ve Terakki Cemiyeti mensubu olduğu kişilerin portrelerinden oluşan bir kitap.
II.Meşrutiyet ve sonrası dönemle ilgilenenlerin okumasında yarar var. Ancak bir nevi anı kitabı olarak da oldukça eşsizdi.
Yedigün ve Tanin Gazetelerinden haberdar olmak ve bu minvalde Hüseyin Cahit başta olmak üzere birçok İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin meşhur simaları hakkında malumat edinmek isteyenlerin okuması gereken bir kitaptır. Ötüken, YKY'den aldığı hakları gözeterek titiz bir çalışma yapmış.
İttihat ve Terakki'nin yazan kalemlerinden Hüseyin Cahit Yalçın, Cumhuriyet döneminde tefrika halinde yazdığı makalelerinin günümüzde kitaplaştırılmış hali.
Kitap içerisinde Hüseyin Cahit'in Osmanlı'nın son dönemindeki tanıdığı simaları kaleme alıp, varsa bahse konu olan kişiler ile anılarını anlatmış. Bahsedilen kişiler sadece İttihatçılar değil, II.Meşrutiyet sonrasında kurulan Meclis-i Mebusan'daki çoğu simaya da yer vermiş Cahit yazılarında.
Yazıları okurken sadece Cahit'in anılarını değil, Osmanlı'nın son dönemini de okuyacaksınız bir nevi. Her şahsa farklı sayfa ayrılmış ve konuya girilmeden önce kişilerin fotoğrafları verilmiş.
Bir dönemin kudretli İttihatçı siyasetçi ve yazarı Hüseyin Cahit’in, 1936’da Yedigün Dergisi’nde tefrika ettiği biyografik hatıraları, daha önce Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı, YKY bu yayın hakkını Ötüken’e devretmiş. Hüseyin Cahit eski bir İttihatçı ve Türk milliyetçisi olduğu için, doğrusu şık bir hareket olmuş.
Hüseyin Cahit burada toplam 33 eski dostu ve tanıdığını, bazen hasret ve minnetle, bazen istihza ve tebessümle, ama hemen daima kudretli bir üslup ve edebi maharetle yazmış. Enver-Talat-Cemal Paşaların yanısıra, Ziya Gökalp, Ahmed Rızâ, Said Halim Paşa, Şükrü Kaya gibi ilgi çekici isimler de bu kitapta yerini almış.
Şahsen, bir hatırat yazmak istesem, ben de böyle bir üslupla yazmayı düşünürdüm. "Keşke bitmese" dedirten üslup ve akıcılıkta bir kitap...
İttihat ve Terakki cemiyetinin önemli simaları hakkında çok detaylı olmasada muhtasar bilgiler edinebileceğiniz bir kitap olması yanında müellifi Hüseyin Cahit kendini dahi eleştirdiği bir kitaptır. Bugün gazeteciyim diye ortalıkta dolaşan sünepeler ve dalkavuklar Hüseyin Cahit'in getir götürünü dâhi yapamazlar.
Cemiyetin basın kolunun bir numaralı ismi olan Hüseyin Cahit Yalçın’ın birebir tanıdığı dönemin 40 önemli ismi hakkında portrelerin ve anekdotların olduğu okunması gereken çok önemli bir kitap olarak görüyorum. Bu kitabı okuyunca Enver, Talat, Ömer Naci bey, ve Babanzade ismail hakkı bey gibi dönemin efsane isimlerinin kişilikleri, idealleri, ve korkuları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Tarih ve edebiyat severlerin okumalarını önerebileceğim bir kitap. 1875 - 1957 yılları arasında yaşayan edebiyatımızın bu güçlü kaleminden, yakın tarihimize portrelerle tanıklık etmekten mahrum kalmamanızı tavsiye ederim. Kitapta ayrıca Ubeydullah Efendi adında bir zat var ki kendisi ilk ülkenin ilk nikâh memurudur.
öncelikle yayınevine teşekkür etmek isterim . Önceki basimlarindaki gözden kaçan hataları düzeltipyeniden nesretmis Hakkı Süha'dan sonra okuduğum encanlı eserlerden biri. Tıpkı sayfalarını çevirirken o dönemin icindeymissin gibi
İttihat ve Terakki'nin ve Meclis-i Mebusan'ın simalarına yönelik kısa fakat gayet samimi izlenimler içeren kitabı sıkılmadan ve hatta yer yer altını çizerek okudum. Üslup ise sade fakat nüktedan bir tavır içerdiğinden beğenerek okuduğumu söyleyebilirim.
Hüseyin Cahit Yalçın (7 Aralık 1875 - 18 Ekim 1957) Türk gazeteci, yazar, çevirmen, siyasetçi.
Hüseyin Cahit Yalçın’ın kaleme aldığı Eserde 34 portre yer almaktadır.
İstanbullu bir aileye mensup olan Hüseyin Cahit 1875 yılında Balıkesir’de doğdu. Edebiyat hayatına hikâye, roman ve mensur şiir yazarak başlayan Hüseyin Cahit, daha sonra gazetecilik, eleştiri ve çeviri alanlarında eserler vermiştir. Edebiyat-ı Cedide’nin önemli isimlerinden biri olan sanatçı, Mektep ve Servet-i Fünun dergilerinde çalışmış; Meşrutiyetten sonra Tevfik Fikret ve Hüseyin Kazımla Tanin gazetesini çıkarmış ve siyasi hayata atılmıştır.
Edebi Kişiliği
Hüseyin Cahit’in edebî hayatı Servetifünun edebiyatından öncesinde, Ahmet Mithat Efendi’nin telif ve tercümelerini okuduğu dönemde başlar. Bu dönemde okuduğu hikâye ve romanlardan esinlenerek “Nadide” adlı ilk romanını da yayımlamıştır. Daha sonraları ilgi duyduğu ve edebî kişiliğinin oluşmasında önemli etkilere sahip olan Fransız edebiyatının da etkisiyle birçok nesir türünde eser verse de o Servetifünun Edebiyatı içinde eleştiri yazılarıyla tanınmıştır.
İlk önce Muallim Naci döneminden kalma eski edebiyat taraftarlarına verdiği cesur cevaplarla Servetifünun Edebiyatının bir nevi sözcüsü durumuna gelmiştir. Daha sonraları Edebiyat-ı Cedidecileri Dekadanlıkla suçlayan Ahmet Mithat Efendi’yle de çok sert tartışmalara girmiştir. Hüseyin Cahit’in tüm yazıları elbette münakaşalardan oluşmaz. Sanatçı, Avrupa edebiyatına ait bazı yazılar kaleme alarak da bu edebiyatı tanıtmayı amaçlar. Bu münakaşa ve edebî çalışmaları 1910 yılında yayımladığı “Kavgalarım” adlı eserinde toplar.
Hüseyin Cahit’in kullandığı dil, diğer Servetifünun sanatçılarına göre daha sade ve yapmacıksızdır. Bu durum sadece yazarın eleştiri yazılarında değil, hikâye ve romanlarında da böyledir. Hüseyin Cahit’in dilindeki bu sadeliğin en önemli nedeni edebî kişiliğinin oluştuğu dönemde yöneldiği Fransız edebiyatından dolayı Arapça ve Farsça kelimelere tam anlamıyla hâkim olamamasıdır. Sanatçı bu durumu: “Rauf’un ve benim bu sadeliğimiz, doğrusunu isterseniz cehaletimizden ileri geliyordu. Cenap’ın Arapçasını, Fikret’in kamusunu bize verseniz, bak neler yazardık. En cahili Rauf’la bendim. Bundan dolayı Türkçe yazdık.” sözleriyle açıklar.