"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul etmiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar , bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler , üst tarafını uydururlar ; ve günün birinde hatalarını anlayınca , yeislerinden anlayıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler , hayallerindeki hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz . Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu kalır , ne inkisar kalır .. Bu halimizle hepimiz acımaya layıkız ; ama kendi kendimize acımalıyız . Başkasına merhamet etmek ,ondan daha kuvvetli olduğumuzu zannetmektir ki , ne kendimizi bu kadar büyük , ne de başkalarını bizden zavallı görmeye hakkımız yoktur ..."
Yaşamak , tabiatın en küçük kımıldanışını sezerek , hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak ; herkesten çok , daha kuvvetli yaşadığını , bir âna bir ömür kadar hayat doldurduğunu bilerek yaşamak ... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek , onu bekleyerek yaşamak ... Dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi ? "
Çünkü bütün ömrümce susmuş , zihnimden geçen her şey için " Adam , sende söyleyip de ne olacak sanki ? " demiştim . Eskiden bir insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan , sırf mukavemet edilmez bir hissin , peşin hüküm tesiriyle: "Bu beni anlamaz ! " demişsem , bu sefer kadın için , gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak : " İşte bu beni anlar ! " diyordum ..