Kitabı az önce bitirdim ve incelemeye nereden başlasam bilemiyorum, aşırı kalabalık bir zihne sahibim şu an. Ne düşüneceğimi, hissedeceğimi gerçekten bilmiyorum. Gizli Tarih beni öyle bir hipnoz etti ki bu kitabı okurken yaşadığım, hissettiğim şeyler birbiriyle iç içe bir savaş içerisindeydi. Başı, ortaları ve finali… beni yaralayan finali ve o son cümleler… Bitirdiğim gibi bunu yazdığım için kelimeleri seçmekte biraz zorluk çekiyorum.
Aslında büyük bir spoiler yedim, tam yarısındayken, bu beni biraz üzdü çünkü kitabı okumak o kadar zevkliydi ki bitirmemek için yavaş yavaş okuyordum. Spoiler’ın ardından hüzünlenip baya bir hızlı okumaya çalıştım çünkü öğrendiğim şeyin bir an önce gerçekleşmesini bekledim. Her neysee.
Kitaba bayıldım. Uzun süredir her yönüyle bu kadar doyurucu bir kitap okumamıştım. Bu da yazarın gotik, zengin ve bol betimlemesi olduğu hâlde aşırı akıcı olan kaleminden kaynaklıydı. Kitabın içeriği, olay örgüsü, olayların aktarılma biçimi, karakterlerin özellikleri, karakterlerin yavaş yavaş tanıtılması ve bu sayede okuyucuyla arasında büyük bir bağ oluşturulması, her sayfada yeni bir şeyleri öğreniyor olmamız ve Donna Tartt’ın o ayıla bayıla öveceğim muhteşem kalemi… Aslında hangi birini övsem az kalır çünkü her yönüyle çok başarılı bir kitap. Bana hissettirdiği şeylere bakılırsa da uzun bir süre zihnimde yaşayacak bir kitap.
Konusunu anlatmak isterdim ancak olay örgüsü o kadar değişti ki nasıl anlatacağımı bilemedim, o yüzden kitabın arka kapağında yazan yazıyı buraya yazmak istiyorum: Antik yunan felsefesinden, kültüründen ve mitolojisinden etkilenen gençlerin başına, gerçekleştirdikleri bir ayin sırasında korkunç bir olay gelir. Etik ve ahlak sınırlarının aşıldığı, masum ile suçlunun birbirine karıştığı ve hatta işlerin cinayete kadar varabileceği