Kitabı okumadan önce zihnimde bazı önyargılar vardı; nitekim daha önce okuyanlardan da pek olumlu dönüşler görmedim. Ancak bu yorumlara kapılmadan, kendi süzgecimden geçirmem gerektiğini düşünerek okumaya başladım. Neticede benim için 'olmazsa olmaz' bir başucu kitabı olmasa da, yine de belli bir takdiri hak ettiğini düşünüyorum. İnsana bir nebze de olsa dokunabilen, kendi içimizde fark ettiklerimizin ötesinde derin ve karmaşık psikolojik tahliller barındıran bir eser. Aslında hepimizden birer parça taşıyor diyebilirim.
Kitabın merkezindeki 'itaat' kavramı ise oldukça düşündürücü. İnsan insana isteyerek itaat eder belki; ama ya bunu hayatının merkezi haline getirirse? İtaat etmediğinde eksik hissederse veya aykırı davrandığında başına geleceklerden korkarsa ne olur? Açıkçası kitapta bu konuda daha farklı yönelimler, belki de tüm bu itaat olgusuna zıt, daha büyük ve sarsıcı bir çatışma beklerdim. Tavsiye konusuna gelince; çok elzem olmamakla birlikte, meraklısı okuyabilir.
İnsan eksik kalıyor, tabii ki öyle, kendisinden eksik kalıyor, dünyadan eksik kalıyor. Ama yine de gitme- min, buradan ayrılmamın benim için yeterli olmayacağını görüyorum, artık şahsen işin içindeyim,
Bize ne kadar az sunulursa, gösterdiğimiz dikkat o kadar kaliteli olur. Makul olanın, akla yatkın olanın yeniden düzenlenebileceğini mi iddia ediyorum? Hiç de değil, hayır. Kendime hiçbir olasılık ufku tanımıyorum. İki kut bun buluşmasının beklendiği yerde -zayıf düşmenin en aşırı ucunda- karşılaşılan şey yalnızca uzaklık ve yanlış anlamadır.
İzninizle şunu söyleyerek başlayacağım, söylenecek hiçbir şey yok, bunları ifade etmekte kullanılacak bir şey de yok. Buraya kadar zorla, kişinin kendisine rağ- men, irade güçsüzlüğü ve zihinsel zayıflık nedeniyle, mümkün olanın alanından asla kıpırdamadan, onun yerine acımasız ve küçük bir gerçeklik çizerek, sınırın korunması amacıyla söylenmiş ne varsa, soruyorum, bütün bunlar ne işe yaradı?