Nefsime tembihledim; “Şu cihan mülkünü Kaf’tan Kaf’a tuttun, bütün cihan malını bir zar ile üttün tut. Süleyman tahtına oturup, cinlere ve devlere hükmettin, Firevun’un ve Nurşirevan’ın zenginliklerine sahip ıldun tut. Üstüne bir de Karun’un hazinelerini ekledin, ağızda çiğnenmiş bir lokma olan şu dünyayı dahi yuttun tut. Aldığın her nefes, keseden akmakta olan bir kum tanesi, kese ortalanmış ve sen kumu tükettin tut.”
İnsanlar yaratılışlarının gereği madde ve mana dengesinde yaşamak isterlermiş. Madde tükenince geride bıraktığı boşluğu mana doldurur; yahut mana yükselince madde bedeni terk edip gidermiş. Zaten Allah de insanı bu madde-mana dengesi üzerine yaratmış. İnsanın içinde her biri yarı yarıya etkin imiş. İnsan , bunların her ikisini de eşit kabullenir veya sahiplenirse bahtiyar bir ömür sürermiş.
Birbirimizi o derece sevdik ki, sonunda seven ile sevilenin sıfatları değişti, huylarımızı karşılıklı huy edindik. İkimizde kendi ihtiyaçlarımızdan geçip , yekdiğerimizin ihtiyaçlarını düşünür olmuştuk. Artık ben dediğimizde aslında sen demiş oluyorduk. Anlatım ki insan ,bu dünyaya bir dava için değil bir sevgi için gelebilir.
Sevgilinin gözünden, akan bir damla , bir erkek için ya hazinedir ya da hazineyle tartılır. Çaresizlik yollarınızı bağladıysa o damlayı görsenizde iç acıtır, görmezden gemsenizde…