Eğer işçi sınıfı, kendine egemen olan ve özünü alçaltan kusuru söküp atarak o korkunç gücü ile ayaklanır ve bunu kapitalist sömürüden başka bir şey olmayan İnsan Hakları'nın Sefalet Hakkı'ndan başka bir şey olmayan Çalışma Hakkı'nı istemek için değil de, her insana günde üç saatten fazla çalışmayı yasaklayan çelik gibi bükülmez bir yasa koymak için yaparsa, dünya, yaşlı dünya sevinçten titreye titreye, içinde yeni bir evrenin tıpladığını duyacaktır...
Makine geliştikçe ve insan çalışmasını durmadan artan bir hız ve kesinlikle yendikçe, işçi, dinlenme süresini aynı oranda uzatacak yerde; makineyle yarışırcasına çabasını iki kat artırıyor.
Çalışma süresi konusunda da Villerne, ceza sömürgelerinde kürek mahkumlarının günde 6 saat, Antiller'deki kölelerin 9 saat, oysa 1789 Devrimi'ni gerçekleştirmiş ve o gösterişli İnsan Hakları'nı ilan etmiş olan Fransa'da bir buçuk saat yemek molası ile birlikte, atölye işçilerinin günde 16 saat çalıştıklarını saptıyor.
Tek bildiğim şu ki kayıplarınıza iyi göğüs gerer, tüm bunlar nedeniyle kötümser birine dönüşmemeyi başarır, bunları tali şeyler olarak görür, Ruskin'in işaret ettiği gibi orantıyı korur ve her ne kadar iyiyi bulmak her zaman çok da kolay olmasa da, farklı şeyleri, iyiyi muhafaza eden bir bütünde bir araya getirmeyi başarırsanız, bu hayatta ayakta kalabilmek için daha iyi bir şansınız oluyor. Kız kardeşimin dediği gibi, hepimiz çabalıyoruz. Hepimiz. Her birimiz. Çabalıyoruz.