…sonuç olarak noronal ağı zengin olan insanlar daha az Kavga ederler. "Hayvan beyni" dediğimiz limbik sistemi kontrol altinda tutmayi basarirlar. Yani, akılları hayvani dürtülerine baskın gelir.
İnsani vasıfları daha gelişmiştir. Entelektüel veya zeki, yani nöronal ağı zengin bir insana sövsen dahi, konuyu öyle bir çevirerek son derece basit analitik muhakemelerle sizi öylesine yumuşak bir sekilde ikna eder ki, şaşırırsınız.
Daha az uyuyan, günün büyük kısmında dinç olan, geceleri çalışan ve bunu bir övünç kaynağı olarak takdim eden bir insan grubu türedi. Oysa insanin uykusu gelir, yemek yedikten sonra uykunun gelmesi normaldir, az uyumak marifet değildir ve insanin en az sekiz saat uyumasi gerekir. Özetle, bugün hem psikiyatrik bozuklukların sınıflandırılması ve tanı ölçütleri sulandırılarak hem de kahve örneğinde olduğu gibi normal olmayan pek çok durumu normal gibi takdim ederek "olması gereken", "doğal" ve "normal" olgular bas aşağı edildi.
DSM (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Disorders) denilen, Amerikan ekolü ve psikiyatrik bozukluklarin sınıflandırıldığı kataloğa baktığınızda "şıpsevdilik" bir psikiyatrik bozukluk olarak görülmüş. Burada da ilaç şirketlerinin psikiyatri ilmini öyle ya da böyle manipüle ettiğini söylememiz gerekir. Ne kadar çok psikiyatrik bozukluk kategorisi yaratırsan o kadar çok sayida vakaya ilaç yazabilirsin. Bu, maalesef günümüzün gerçeği.
Bir de şu var ki, "normal" olana ilişkin bilgimiz endüstriyel hayat tarzı ve kapitalist anlayışla manipüle edilmekte. Kahve içmek suretiyle uyanık kalmak üzerine bir sektör oluştu örneğin.
Cevabin doğruluğundan şüphe dahi etmeyen, böyle bir zihinsel disiplinleri olmayan kalabalıkların tahakkümü söz konusu bugün. Zira, şüphe etmek de ögrenilen bir kabiliyettir. Daha evvel bildiğin bir doğrunun yeni ögrendiklerin ile yanlış oldugunu görmek ve bu sürecin tekrarlanmasi insanda şüphe etme disiplini yaratır. Hiçbir şey bilmiyorsan, bildigin tek şey de senin tek gerçeğin olur. Bugün olduğu gibi. Bilgiye kolay erişim ilk işitildiğinde kulağa son derece muazzam bir nimetmiş gibi gelse de, netice itibariyle bugün karşı karşıya olduğumuz manzaranin; birçok datayı/bilgiyi okumuş ve sentez etmiş kişilerin olmayışının, sıradanlaşan, düşünmeyen geniş kalabalıklar ve bilimin deyim yerindeyse ayağa düsmesinin yegane sebebi budur.