Zeynep

Reklam
Biraz mantıklı geldi
Son zamanlarda birçok kişiden "Bir ilişkiye hazır değilim" ve "Birinin seni sevmesini istiyorsan, önce kendini sevmelisin" söylemleri duyuyoruz. Bunlar doğru mudur? Gerçekten biri seni sevmeden önce sen kendini sevebilir misin? Bunu düşünün. Bu nasıl doğru olabilir? Eğer bu doğru olsaydı bebekler dünyaya kendini seviyor ya da kendinden nefret ediyor olarak gelirlerdi. Ama öyle olmadığını biliyoruz. Aslında insanoğlu hayata kendisinin iyi ya da kötü olduğunu düşünerek başlamaz. Kendimizi sevmeyi öğrenmemizin ne deni bir başkasının bizi sevmiş olmasıdır. Kendimize değer vermeyi öğrenmemizin nedeni de bir başkasının bize değer vermiş olmasıdır. Özsaygımız ve kendimizi beğenmemiz de başkaları tarafından geliştirilir. Eğer söylediklerime katılmıyorsanız, bunu kendinizde test edin. Genç olduğunuzu ve ailenizin size bir şekilde inanmadığını düşünün. Hala kendinize inanabilir miydiniz? Belki de inanırdınız. Ama nasıl? İnancınızı nereden ya da kimden aldınız? Ya da size inanmayan ve güvenmeyen eski bir sevgilinizi düşünün. Her şeye karşın kendinize inanıp güvenir miydiniz? Bu inancı ve güveni nereden aldınız? Bu durumların hepsinde de, kendinize inandığınızda, bu inancı sizin için önemli olan birinden almış olma şansı çok yüksektir. Kişiliğimiz böyle oluşur: Önceki etkileşim ve ilişkiler bugünkü kişiliğimize şekil verir.
Sayfa 40
Sorun onların niyetlerinde değil, bilinçlerindeki metafizik çarpıklıkta aranmalıdır; yoksa onların gerçekte kendilerinde bulunduğunu sandıkları "ilahi rütbeler" konusunda samimiyetlerini sorgulamak gereksiz bir fantazi olur. Esasen onların kimisinin "sahtekar sayılıp öldürülmesi, kimisinin "peygamber" sayılırken, öyle sayılmayanlarca takibata uğraması, kimisinin yerel ve geçici bir etkinlikle yetinmek durumunda kalırken kimisinin Musa gibi, Isa gibi, Muhammed gibi, Buda gibi giderek evrensel ve çağlarüstü bir etkinliğe ulaşmalarının nedenleri, bunlara inananların atfettikleri tanrısallıkta değil, sözkonusu dinlerin içinden çıktıkları özgül koşullar ve sonraki tarihsel kurumlaşma avantajlarında aranmalıdır; en azından diğer benzerlerine de uygulanabilmek anlamında bilimsel ölçüt açısından oluşumların nesnel anlamı budur. Özetle peygamberlik ve tanrısallık iddiaları, bilimsel açıdan değil salt inananlar açısından değer taşıyan, yani nesnel değil öznel bir yargıdan ibarettir.
Sayfa 117