Zeynep

Zeynep
@szeynep
Tıpkı Adam Smith gibi, Keynes de sevginin kıt olduğunu düşünü­ yordu. Bireysel çıkar, ekonomi treninin lokomotifiydi. Ve trenin yürü­mesine ihtiyacımız vardı. Şu yoksulluğa bakın yeter. Maddi ihtiyaçların üstesinden gelmek önceliğimiz olmalıydı. Zambaklar, maneviyat ve diğer her şey bekleyebilirdi. Mahatma Gandhi bile, "Eğer Tanrı ken­ dini Hindistan halkına gösterecekse, en iyisi ekmek formunda zuhur etmesi," demişti.
Reklam
"Bir hayırsever ile bu şekilde davranan bir kapitalist arasındaki farka gelince, gerçekten muhtaç olan ve aciz durumda olmayan bir adamı ele alalım ve hayırseverin ona yiyecek, giyecek ve barı­nak sağladığını varsayalım; bunları kullandıktan sonra, bağımlılık alışkanlığı kazanmış olması dışında, daha önce olduğu yerde olacaktır. Ama diyelim ki hiçbir hayırseverlik güdüsü olmayan, sadece kendi çıkarları için iş yapmak isteyen biri, yardıma muh­taç bu adamı ücret karşılığında işe aldı. Bu durumda işveren iyi bir eylemde bulunmuş olmaz. Yine de çalışan adamın durumu fiilen değişmiştir. Bu iki eylem arasındaki hayati fark nedir? Hayırsever olmayan işveren, istihdam ettiği adamı üretim hattına, enerjinin büyük devinimine geri kazandırmıştır; oysa hayırsever, enerjiyi yalnızca üretime geri dönüşü olmayacak ve dolayısıyla hayırseverliğinin nesnesinin iş bulma olasılığını daha az olacak şekilde yönlendirebilmiştir..."
Isabel Paterson
Sevmekten âciziz, sevilmek için gereken sözlerse daha söylemeden yorar bizi. Zaten içinizden kim ister ki sevilmeyi? René'nin "severek yoruyorlardı onu", sözü, tam olarak şiarımız sayılmaz. Sevilmeyi düşünmektir bizi tek yoran, telaşa düşürecek kadar yorar hem de.
Sayfa 640
Özetleyecek olursak, düşünmeyen mutludur, çünkü bizim birtakım dolambaçlı, inorganik ya da toplumsal yollardan ve kaderlerden geçerek gerçekleştirdiğimizi, o içgüdüyle, organik kaderle gerçekleştirir. Ne mutlu hayvanlara en çok benzeyen insana, bizim zorla çalışarak sahip olabildiğimiz varlığa, parmaklarını bile oynatmadan sahip olur o; ancak hayalî yollardan geçerek dönebildiğimiz evinin yolunu bilir; ve bir ağaç gibi olduğu yere sıkıca kök salmış olduğundan manzaranın, dolayısıyla güzelliğin bir parçasıdır, biz ise araf efsanelerinden, yararsızlığın ve unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.
Sayfa 481
Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür, bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir. Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir. Ruhen ya da zihnen en yüce mertebelere ulaşmış olabilirsin: Soylu bir kölesin öyleyse ya da zeki bir uşak, ama özgür değilsin.
Sayfa 356
Reklam