Kitap, 1949 yılında yaşanan Nekbe Felaketi sonrasında Filistin halkının mülksüzleştirilmesi ve işgal altındaki yaşamını ele alıyor. Savaş ahlâkı bilmeyen, her türlü zulmü sınırsız bir şekilde işleyen terör devletinin doğuşundan itibaren insanlıkla ilgisinin olmadığına bir kez daha şahit olacaksınız. Sarsıcı ve etkileyici yüz sayfalık bu kitabın yazımı on iki yıl sürmüş. Bizim okurken tahammül edemediğimiz, dayanamadığımız bu hayatı/zulmü Filistin yüz yıla yakın bir zamandır yaşıyor.
1949 yılında İsrail askerleri çölde bir grup Filistinliyi katleder ve aralarında bulunan bir kızı esir alıp ona tecavüz edip öldürür. Aradan yıllar geçtikten sonra Ramallah'ta yaşayan genç bir kadın bu "küçük ayrıntı"nın peşine düşer ve takıntı haline getirir.
İnsanın anlam arayışını, özgürlüğünü, varoluşsal sorgulamalarını, saplantılarını anlatan, gerçek kahramanların bir kurguyla bir araya getirildiği bu kitap psikanalizin/psikoterapinin temellerinin atıldığı yıllarda geçiyor. Freud bile yardımcı kahraman olarak hikayede yerini alıyor. İlk yüz elli sayfası sıkıcı geçse de ondan sonrası akıcı diyebilirim. (Başlarda birkaç kez yarım bırakmayı düşündüm bitirince de iyi ki yarım bırakmamışım dedim.) Özellikle Nietzsche 'nin hikayeye dahil olduğu bölümden itibaren psikolojik bir roman okuduğunuzun farkına/tadına varıyorsunuz. Dr. Breuer ve Nietzsche kendi hayatlarını/saplantılarını sorgularken siz de kendi yaşamınızı gözden geçirme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Bu bölümleri sakin kafayla okumak gerekiyor. Bir psikoterapi seansında doktorla hasta neleri nasıl konuşur, doktor hasta ilişkisi etiği nasıl olmalıdır sorularının cevabının yanında üzerinde düşüneceğiniz aforizma tadında cümlelerle de çok sık karşılaşacaksınız.