Düş öğesi, anladığımız kadarıyla, ortada aranan asıl şey olmayıp düş görenin bilmediği, yanılgıdaki gibi bu bilginin düş görende var olmasına karşın, kendisinin bu bilgiye ulaşamadığı, asıl şeyin yerine geçirilmiş bir başka şeydir.
Genç bir adamın tedavisi sırasında bu konuyu gündeme getiriyor ve görünürdeki keyfiliğe karşın, en yakın yaşam koşullarına, kendi özelliklerine ve o andaki durumuna sımsıkı bağlı olmayan hiçbir ismin aklına gelmeyeceğini söylüyorum. Hastanın sözlerime kuşkuyla baktığını görünce, hiç vakit geçirmeden böyle bir denemede bulunabileceğimizi açıklıyorum kendisine. Hastanın kadın ve kızlarla ilgili her türden gayet zengin ilişkiye sahip olduğunu biliyorum. O da başvuracağımız deneme için, "Peki," diyor. Ama kadın isimlerinin öyle bir çığ gibi aklına gelmediğine benim gibi kendisi de hayret ediyor belki. Bir süre suskun kaldıktan sonra, aklına Albine'den başka bir isim gelmediğini açıklıyor. Garip doğrusu, peki bu isim size ne düşündürüyor, ne kadar Albine var tanıdığınız diye soruyorum. İşin tuhafı tanıdığı Albine isminde bir kadın yoktu, bu isim hiçbir şey de çağrıştırmıyordu hastama. Bu durumda analizin başarısız kaldığı sanılabilirdi. Ama hayır, analizin sonucu alınmıştı, başka bir çağrışıma gerek yoktu. Hastanın alışılmadık ölçüde açık bir ten rengi vardı tedavi sürecindeki konuşmalarımızda bir ara Albino diye nitelemiştim kendisini. O sıra doğasındaki kadınsal öğenin payını saptamaya çalışıyorduk. Dolayısıyla, kendisi Albine, o anda hastamı kendisini en çok ilgilendiren "kadın" idi.
Demek oluyor ki düşü görenin gördüğü düş konusunda bilgi sahibi olması pek olası bir durumdur; yapılması gereken, içindeki bu bilgiyi ele geçirip bize aktarmasının yolunu açmaktır.