• Temel ihtiyaçlar toplum tarafından bilimsel olarak üretilmiş meta için talebe dönüştürüldüğünden, artık sefalet teknokratların istedikleri gibi değiştirebilecekleri standartlara göre tanımlanmaktadır. Böylece, ‘sefalet’ kelimesi bazı açılardan, reklâmı yapılan malın ideal tüketim düzeyine ulaşamamış kişiler için kullanılmaktadır. Meksika’da üç yıllık eğitimden mahrum olanlar fakir kategorisine yerleştirilirken, New York’da on iki yıllık eğitimden mahrum olanlar aynı kategoride yer almaktadır.
  • Türk edebiyatının en duygusal yazarlarından biri olan Zülfü Livaneli tarihin acımasızın sayfalarında başrolünde yine insan olan farklı bir aşk hikayesi ile okurlarını cezbediyor.

    Bir zamanlar İstanbul'da hocalık yapmış bir profesör yıllar sonra Amerika'dan Türkiye'ye gelir ve ilk iş olarak Şile'ye gitmek ister. Bu kısa yolculuk ile aslında 60 yıllık bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşkların başından geçenleri okuyorsunuz.

    Serenad kitabı ile Zülfü Livaneli'nin kaleminin gücünü bir kez daha görüyorsunuz ve hayata dair yeni dersler çıkartıyorsunuz. Farklı bir aşk hikayesi okumak isteyenler için harika bir kitap.

    **********

    Maya, 1965 doğumlu bir çocuk anası dul bir bayandır. Yıllardır İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler bölümünde çalışır ve görevi yabancı konukları en iyi şekilde ağırlamaktır. Bir gün ondan Maximilian Wagner ismindeki Alman isimli fakat Amerikalı olan Profesör Doktor’u karşılaması istenir.

    Maya, profesörü karşılamaya havaalanına giderken bu yaşta bir adamın neden geldiğini merak eder. Maya, elinde profesörün isminin yazılı olduğu kağıt ile beklerken, beklediğinin aksine yaşını göstermeyen gayet yakışıklı bir beyefendi kendisini beklediği kişi olarak tanıtır.

    Profesör 1939-42 yılları arasında İstanbul’da yaşamıştır ve o zaman da kaldığı Pera Palas Hotel’inde kalmak ister. Maya, Profesörü kalacağı hotele yerleştirir.

    Bir sonraki gün Profesör’ü almak için hotele gittiğinde Profesör’ün ayrıldığını öğrenir fakat Maya’nın dikkatini hotelin önündeki beyaz araç çeker. Aynı araç dün de oradadır ve Maya aracın kendisini takip ettiğine dair şüphelenir fakat fikir saçma geldiği için Üniversite’ye geri döner. Üniversiteye geldiğinde Rektör onunla görüşmek ister. Bu talebe çok şaşıran Maya’yı bir süpriz daha bekler. Takip ettiğini düşündüğü kişiler Rektör ile birliktedir ve Maya’dan Profesör’ün her hareketini takip etmesini isterler.

    Maya tekrar hotele döndüğünde Profesör Wagner ile karşılaşır. Profesör ondan yarın sabah 5’te onu almasını ister. Maya profesörü sabah aldığında profesör Şileye gitmek istediğini söyler. Maya bu soğukta orada ne yapacaklarını pek anlamaz ama yine de profesörü istediği yere götürür. Gittiklerinde profesör sahile iner ve kemanını çıkartarak serenad yapmaya başlar. Böyle saatlerce bekler ve Maya daha fazla dayanamayarak profesörün yanına gider. Maya gördüğü karşısında şok olur. Profesörün elleri mos mor olmuştur ve donmak üzeredir. Bunun üzerine acilen profesörü arabaya taşır ama araba çalışmaz. Bunun üzerine sahildeki çalışmayan hotele götürür. Profesör “sutma, sutum, struma” diye sayıklar. Profesör donarak ölmek üzeredir ve Maya ne yapacağını bilemez. Önce profesörün sonra da kendi elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışır ve başarılı da olur.

    Profesör hastaneye kaldırılır ve bir süre hastanede tedavi görür. Bu sırada da Maya’nın peşini MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri bırakmaz. Maya internet üzerinden profesör hakkında bilgiler öğrenir ve daha fazlası için profesör ile konuşmak için hastaneye gider. Hastaneye geldiğinden doktordan profesörün 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir.

    Maya profesörü hastaneden alır ve ona sayıkladığı struma’nın ne olduğunu sorar. Profesör bunun üzerine Maya’ya hikayesini anlatır.

    Profesör katolik bir aileden gelir fakat yahudi birine aşık olur ve onunla evlenir. Karısı evlendikten sonra adını değiştir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu sırada Hitler yahudileri öldürmeye başlar ve bunun üzerine ikili kaçacak yer arar. Arkadaşları vasıtası ile Türkiye’nin türlü mesleklere profesör kabul ettiğini öğrenir. Yola koyulduklarında Alman polisi onları yakalar ve karısı kaçırırlar. Profesör İstanbul’a yalnız gelir ve karısını kurtarabilmek için her türlü yola başvurur. Sonunda muradına erer ve karısı Filistin’e giden bir gemiye binerek İstanbul’un yolunu tutar. Fakat gemi Şile yakınlarında durdururlur ve kimsenin gemiyi terk etmesine izin verilmez. Türkiye gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’nin baskısı ile gemiyi kabullenmez. Profesör her gün Şile sahiline giderek karısına kavuşmayı hayal eder fakat bür gün büyük bir patlama duyulur ve gemi batar. Rusya bir denizaltıdan atılan füze ile gemiyi batırmıştır. Bunun üzerine profesör bir şok geçirir ve hastalanır. Tedavisi için Amerika’ya gider.

    Struma olayı İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya devletleri için bir kara sayfadır ve her devlet profesör olayın üzerine gider diye korkmaktadır. Bu yüzden onu takibe almışlardır fakat profesörün tek amacı karısının öldüyü yeri ziyaret ederek serenad yapmaktır.

    Profesör hastaneden çıktıktan sonra Amerika’ya geri döner. Yaşananlardan sonra Maya işten kovulur. Bir gün Maya Amerika’dan bir paket alır. Paketi Profesör Wagner göndermiştir ve içinde profesörün kemanı ile birlikte çevirisini yapması için bir kitap vardır. Maya çeviri ile uğraşırken Amerika’dan bir haber daha gelir. Wagner çok hastadır ve Maya’yı görmek ister. Maya’dan ölmeden önce son bir arzusu vardır. Arzusunu belirttikten sonra da hayata gözlerini yumar. Maya profesörün son arzusunu yerine getirir ve naaşı yakılan profesörün küllerini Şile’den denize döker. Böylece serenad sona ermiştir.
  • Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür.
    Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.
    Cemil Meriç
    Sayfa 101 - İletişim Yayınları 55.Baskı 2018 İstanbul
  • Değerli kardeşlerimiz!

    Şimdi yazacaklarımızı “kınamak” mahiyetiyle değil bir ibret olması için yazıyoruz.

    Malumunuz Reşat Halife’yi peygamber olarak görüp Amerika’ya onun yanına kaçan Edip Yüksel İslam’ın temel ilkelerini toptan inkar ediyor, 19 saçmalığı ile Kur’an’a eksiklik isnat ediyor, “Peygamber söylese ne olur” diyor.

    Mustafa İslamoğlu hadisler üzerinde şüphe oluştururken, sahabe, tabiin ve alimlere iftira ederken bir yandan da İslam’ın temel ilkelerini tartışmaya açıp, sünneti inkar etmek uğruna “namazı yahudilerden öğrendik” diyecek kadar Yahudilik Temayülü gösterip, Kur’an’ı kendi görüşüne göre yorumluyor.

    Bunlara aynı yolun yolcusu Mehmet Okuyan’ı da eklemek mümkün.

    Hepsinin ortak yönü babalarının çok salih mü’min ve alim olması.

    Edip Yüksel’i babası hayattayken “mürted (dinden çıkmış)” olarak ilan edip, Mustafa İslamoğlu’nun babası ise “Mustafa’yı şeytanım kadar sevmem, Humeyni kafalı” diyordu.

    Ne kadar acı ve o kadar da ibretlik bir tablo değil mi?

    PEKİ, NEDEN BU HALDELER?

    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim 6)

    Maalesef Hocaefendilerin böyle bir problemi var. Çok büyük hocadır, bakıyorsunuz oğlu onun yolunda değil, başka mecralara kaymış. Zihnen, fikren başka bir yolda gidiyor.

    Bunun en büyük sebebi Hocaefendilerin çocuklarını yeterince takip edememesidir.

    Hepimizin evlatları var. Ve bizlere de bir ibret olması açısından yazıyoruz.

    Hocaefendiler genellikle ders, sohbet, vaaz, irşad vazifeleri ve talebe/cemaat işleri ile alakadar oldukları için ailelerine yeterince vakit ayıramıyorlar.

    Ailesine ayıracak vakti olmayan Hocaefendiler çocuklarını da takip edemiyorlar.

    Kimisi “medreseye verdim” iş bitti zannediyor, kimisi “İlahiyatı da okuyor daha ne olsun” kimisi “İmam hatipe verdim” daha ne yapayım gibi düşünüyor.

    Halbuki “medreseye verdim iş bitti” bile dememeli çocuğu mutlaka takip etmeli. Ne okudu, ne öğrendi, hangi derste nerede? Dışarıya çıkınca ne yapıyor, nere takılıyor? Arkadaşları nasıl insanlar? Evde hangi işlerle meşgul oluyor? İlgi ve alakası neye yöneliyor?

    Çocuk her eve geldiğinde sıcak ev ortamı olmalı. Çocuk sofrada Hoca babasını görmeli. Aile birlikte yemek yeyip muhabbetler etmeli. Çocuk İslami ilimlere ve Ehli Sünnet yoluna teşvik edilmeli. Gündemdeki bidtat ehli hocalardan sakındırılmalı ve fenalıkları anlatılmalı.

    Çocuk babasını örnek almalı, yanlışı doğruyu babasından öğrenmeli. En tesirli eğitim şekli budur.

    (Kur’an’da Lokman Aleyhisselam’ın oğluna nasihatlerini hatırlayın. Nasıl bir şefkat, merhamet ve aynı zamanda alaka gösteriyor oğluna dikkat edin. Bizim de aynı yolu izlememiz gerekiyor)

    Bakınız, çocuk medreseye bile gitse bu şekilde takip etmek gerekiyor.

    İmam Hatip ve sonrası ise daha tehlikeli.

    Medreseye mesafeli olan veya çocuğunu göndermeye kıyamayan veyahut çocuğu medrese istemeyen hocalar mecbur İmam hatibe gönderiyor. İmam hatiplerde Mustafa İslamoğlu’nu takip eden ve çocukların kafasını sinsice karıştıran çakma hocalar dolu. İmam hatipler “adam olsun” zannıyla gönderilen ve ahlaken çökmüş gençlikle dolu.

    Dolayısıyla çok sıkı takip gerekiyor. Ama çocuğa hisstermeden, sıkmadan, itici olmadan.

    Çocukla her akşam müzakere edilmeli, dersleri gözden geçirilmeli, ne işledikleri hakkında bilgi alınmalı. Çocuğun zihnini bulandıracak konular anlatılmalı ve önceden tedbir alınmalı. Öğretmenler ne anlatıyor, öğrenilmeli. Ehli Sünnete aykırı olan konular varsa izah edilmeli. Yine güncel bid’at ehline karşı çocuk daima uyarılmalı.

    Çocuk kimlerle beraber, arkadaşları nasıl insanlar, ne yapıyorlar, ne ile alakadar oluyorlar takip edilmeli.

    Bunlar yapılırken de çocuğun ruhuna hitap edilmeli, sıkmadan, kırmadan dökmeden yapılmalı.

    Ve en önemlisi çocuklarımıza çok dua etmeli, salih, alim, ilmiyle amil, ihlaslı kullar olmaları için yalvarmalıyız.

    ÇOCUKLAR GELECEĞİMİZ, ŞEYTANLARA KAPTIRMAYIN

    Peygamberimiz “sizin çokluğunuz ile övüneceğim” buyuruyor. Muhakkak ki bu çoğunluk Allah ve Resulüne teslim olan Ehli Sünnet çoğunluktur. Çocuklarımızı da bu çoğunluğun içinde muhafaza etmez isek, cemaat, talebe, irşad diyerek evlatlarımızı ihmal ediyorsak gereken ihtimamı göstermiyorsak biz de sorumluyuz ve vebal altındayız.

    Bir de yukardaki örnekler gibi Allah’ın kitabına iftira edip Resulüne savaş açanların zümresine dahil olurlarsa (hafazanallah) dünyamız kararır ve biz de Allah’a hesap veremeyiz bu hususta.

    Şayet elimizden geleni yapıyorsak ve çocuk yine de batıl yolu seçiyorsa o zaman duadan başka elimizden birşey gelmez
  • Usullerimiz :

    Bizim geleneğimizde kitap hoca ile okunur ;
    Özün özü yazılır ;
    Hocam : “ -Bana şunları şunları oku ! “ dedi, dizinin dibinde de şunu okudum ;

    Her türlü yöntem ve bakış açısı (6) veçhe (yön) ile değerlendirilir:
    Sağı (meleki); solu (şeytani); önü (geleceğe yönelik); arkası(tarihsel,geçmişe yönelik);
    Yukarısı (rahmani); Aşağısı (kulluk yönü ile)..
    Az da olsa , talebe edebi ile kanaatini söyleyecek…

    İrfan yani marifet bilgisi olmadan olmaz
    yani Takdir- ilahi, Allah ‘ cc ın muradı tefekkür edilecek, ayağın taşa takılsa Allah’tan bil !

    Tarih günlükleri,