İlim yolculuğu/Rihle ..
“Talebe, beldesindeki en üst düzeydeki bilgileri ve mühim şeyleri aldıktan sonra başka bir yere yolculuk etsin.” Evet; ifadenin emir sîğasıyla “yolculuk etsin” şeklinde gelmesi şahsi kabiliyetlerin oluşmasında, ilmî idrakin gelişmesinde, düşünce ufkunun genişlemesinde ve akıl ve bilgi düzeyi farklı farklı kişilerden yararlanmada rihlenin faydalı tesirleri olmasındandır. İşte onlar bundan dolayıdır ki, ilim ve tahsil yoluna giren için rihleyi zarurî bir ihtiyaç konumunda görmüşler ve onu âlimi güvenilir saymak ve ilmine de güven duymak için bir şart olarak kabul etmişlerdir.
O da sığınacak yeri çok iyi seçmiştir balkondan girip merdivenlerin hem üstündeki bu aralıkta ne kendisine ne de incinmiş dallardan yaptığı yuvasına kimse dokunmuştur 😊 (Emir Sultan Hazretleri'nin sağlığında yaşayıp talebe yetiştirdiği tarihi Emir Buhari Tekkesi (Dergâhı), Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından aslına uygun olarak tamamen restore edilmiştir.Restorasyon sonrasında bu tarihi dergâh binası, vatandaşların kullanımına açılabilmesi için belediyenin sosyal tesis şirketi olan BURFAŞ bünyesinde "Emir Buhari Tekkesi Kültür Merkezi ve Sosyal Tesisi" olarak işletilmeye başlanmıştır. İlk gittiğimizde bize uzun uzun tarihini anlatan, gezdiren, sorduğumuz sorulara sıkılmadan cevap veren, kütüphaneye de üye yapan işini severek yapan görevliye de takdirle😇 )
Reklam
Tefsir : Ruhul Beyan, Hakk'ın Daveti, İmam Gazâlî
Önce deftere sonra içime sinmiyor başka bir karalama defterine, o da içime sinmiyor tablete aktarıyorum. Bir kaynak başka bir kaynak daha derken aç gözlüyüm. Tekrar başka bir kaynak kitaba bakıyorum yetmiyor, İslam ve ihsana, ordan sorularla İslamiyete, ordan ChatGPT'ye. Bazen acaba bu da nefsimin tuzağı mı diyorum ama süzgeçten geçirerek damıttığımı yazıyorum.Eşimi de editör olarak kullanıyorum. Anlaşılmayan, akışı olmayan yerleri çıkarma. Eklemem gereken şeyleri önermesi vs..Geçen baktım da 7 kitap okuyor muşum🤭hani vakit mi var. Tefsir zaten lahana gibi katman katman. Tavsiyemdir tefsirle meşgul olun.Bazen dini kitaplar bizi oyalıyor mu acaba diye düşünüyorum. Sebebi : Halifeliği döneminde Hz. Ömer, dönemin en meşhur şairlerinden olan Lebîd'den kendi şiirlerinden okumasını istemiştir.Lebîd bu talebe karşılık Bakara Sûresi'ni okumaya başlayınca Hz. Ömer durumu fark ederek "Ben senden kendi şiirini okumanı istiyorum" demiştir.Bunun üzerine Şair Lebîd, "Allah bana Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini öğrettikten sonra şiir söylemeyi bıraktım/şiir aklıma gelmedi" diyerek Kur'ân'ın üstünlüğünü ve belâgatini ifade etmiştir.Ayrıca Hz. Peygamber, "Şairlerin söylediği en doğru söz, Lebîd'in şu sözüdür" diyerek onun "Allah'tan başka her şey bâtıldır/boştur" beytini övmüştür.Demem o ki kitaplarda uyarıcı elbet ama neyse anladınız siz işte.
Hayırlı Cumalar..
''Eğer bir talebe yetiştirirseniz, sanki bütün dünyayı ihyâ etmiş gibi olursunuz.'' Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri
Hayırlı Cuma’lar
Seccadenin Altındaki Sır: Kadim Şehrin Gizli Yarası Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan zulmü, haksızlığı ve hiçbir günahı olmayan masumların çaresizliğini izlerken içim paramparça oldu. İnsanlığın vicdanını yaralayan o sahneler karşısında gözümden bir damla yaş süzülürken, birden kulaklarımda rahmetli dedemin o derin, insanı uzun uzun düşüncelere salan eski bir kıssası yankılandı. Sanki dedem çıkıp geldi de, "Bak evlat, dünyadaki bu sinsi oyunların, bu bitmek bilmeyen kinin kökleri nerede saklı, dinle..." dedi bana. Dedem anlatırdı... Çok eski zamanlarda, Doğu’nun kalbinde, kubbeleri göğe yükselen, sokakları ilim ve irfan kokan o kadim ve ulu şehirlerin birinde geçer ucu bugüne dokunan bu hikaye. Bilirsiniz, o devirlerde o topraklarda muazzam bir adalet ve hoşgörü anlayışı hüküm sürerdi. Savaş meydanlarında esir düşen, saraylara veya konaklara hizmetçi olarak getirilen yabancılar bile eğer ellerinden bir zanaat geliyor, yüreklerinde bir ilim ışığı taşıyorlarsa asla hor görülmezlerdi. Onları köle diye bir kenara atmaz, eğitir, liyakatine değer verir ve devletin en üst kademelerine, şifahanelerin başhekimliklerine, sarayın vezirliklerine kadar yükseltirlerdi. Hizmetçisine, kapısındaki esirine bile insan gibi değer veren, adaleti her şeyin üstünde tutan bir medeniyetin devirleriydi. İşte o dönemlerde, bu ulu şehrin mahallelerinde kendi hallerinde yaşayan, ticaretle uğraşan azınlık bir yabancı topluluk da vardı. İnançları ve canları güvence altındaydı ama ne kadar hoşgörü olsa da insanoğlunun çiğ süt emmiş tabiatında bazen fitne durmazdı. Günlerden bir gün, sokakta oynayan çocukların arasında sıradan bir kavga çıktı. Mahallenin yerli çocuklarından biri, anlık bir öfkeyle o yabancı topluluğa mensup bir çocuğu hırpaladı, ona âdeta eziyet eder gibi vurdu. Çocuk canı yana
Duygu ve Düşünce
Bir Dal düşünün ki bunları istiyor..
Çok istedim, öyle çok istedim ki bir kere alnımı secdeye koyabilmeyi, kul olabilmeyi o kadar çok istedim ki Muhammed Şemseddin'in yaptığı gibi yaptım ben de. Zira benim gü cüm yetmezdi bunu yapmaya ama Muhammed Şemseddin'in dua ettiği gibi edersem olurdu belki. "Allah'ım," dedim kendi kendime, "ne vardı ben de şuralarda diz kırıp talebe olaydım. Anlayaydım hikmeti. Kul olaydım ben de. Sırf sana secde edebilmek için bir başım olsaydı, ne vardı!" Öyle içten ve öyle gerçekten söyledim ki bunları. Duam kabul olmasa bile duyan birinin var olması yetti bana. O zaman anladım Muhammed Şemseddindeki bu sakinliği ve teslimiyeti. O biliyordu ki duyan biri vardı. Her ne olursa olsun O'nun bilgisi olmadan olmuyordu. Ve bunu bilince gönlü rahatlıyordu. Ben bunları düşünürken Muhammed Şemseddin geldi birazdan, aldı beni eline. Sonra dilinden değil ama içinden tam da şöyle dedi; "Her duayı bir duyan muhakkak vardır. Taşın da Rabbi ağacın da Rabbi dalın da Rabbi Allah'tır." Bir gözüm olsa o an hiç durmadan ağlardım. Ağlayamadım ama anladım. Beni duyuyordu, beni biliyordu ve beni anlıyordu. Ama bütün bunlar nasıl oluyordu bilmiyordum. Muhammed Şemseddin o günden sonra kıldığı her namazda hemen bir adım arkasına yüzükoyun yatırdı beni. Hiç ayırmadı yanından. Başım yoktu ama secde ediyordum. En azından ben öyle inandım. Âsa - Bir Emir Sultan Romanı
Reklam
Reklam