Seccadenin Altındaki Sır: Kadim Şehrin Gizli Yarası Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan zulmü, haksızlığı ve hiçbir günahı olmayan masumların çaresizliğini izlerken içim paramparça oldu. İnsanlığın vicdanını yaralayan o sahneler karşısında gözümden bir damla yaş süzülürken, birden kulaklarımda rahmetli dedemin o derin, insanı uzun uzun düşüncelere salan eski bir kıssası yankılandı. Sanki dedem çıkıp geldi de, "Bak evlat, dünyadaki bu sinsi oyunların, bu bitmek bilmeyen kinin kökleri nerede saklı, dinle..." dedi bana. Dedem anlatırdı... Çok eski zamanlarda, Doğu’nun kalbinde, kubbeleri göğe yükselen, sokakları ilim ve irfan kokan o kadim ve ulu şehirlerin birinde geçer ucu bugüne dokunan bu hikaye. Bilirsiniz, o devirlerde o topraklarda muazzam bir adalet ve hoşgörü anlayışı hüküm sürerdi. Savaş meydanlarında esir düşen, saraylara veya konaklara hizmetçi olarak getirilen yabancılar bile eğer ellerinden bir zanaat geliyor, yüreklerinde bir ilim ışığı taşıyorlarsa asla hor görülmezlerdi. Onları köle diye bir kenara atmaz, eğitir, liyakatine değer verir ve devletin en üst kademelerine, şifahanelerin başhekimliklerine, sarayın vezirliklerine kadar yükseltirlerdi. Hizmetçisine, kapısındaki esirine bile insan gibi değer veren, adaleti her şeyin üstünde tutan bir medeniyetin devirleriydi. İşte o dönemlerde, bu ulu şehrin mahallelerinde kendi hallerinde yaşayan, ticaretle uğraşan azınlık bir yabancı topluluk da vardı. İnançları ve canları güvence altındaydı ama ne kadar hoşgörü olsa da insanoğlunun çiğ süt emmiş tabiatında bazen fitne durmazdı. Günlerden bir gün, sokakta oynayan çocukların arasında sıradan bir kavga çıktı. Mahallenin yerli çocuklarından biri, anlık bir öfkeyle o yabancı topluluğa mensup bir çocuğu hırpaladı, ona âdeta eziyet eder gibi vurdu. Çocuk canı yana
Duygu ve Düşünce
Bir Dal düşünün ki bunları istiyor..
Çok istedim, öyle çok istedim ki bir kere alnımı secdeye koyabilmeyi, kul olabilmeyi o kadar çok istedim ki Muhammed Şemseddin'in yaptığı gibi yaptım ben de. Zira benim gü cüm yetmezdi bunu yapmaya ama Muhammed Şemseddin'in dua ettiği gibi edersem olurdu belki. "Allah'ım," dedim kendi kendime, "ne vardı ben de şuralarda diz kırıp talebe olaydım. Anlayaydım hikmeti. Kul olaydım ben de. Sırf sana secde edebilmek için bir başım olsaydı, ne vardı!" Öyle içten ve öyle gerçekten söyledim ki bunları. Duam kabul olmasa bile duyan birinin var olması yetti bana. O zaman anladım Muhammed Şemseddindeki bu sakinliği ve teslimiyeti. O biliyordu ki duyan biri vardı. Her ne olursa olsun O'nun bilgisi olmadan olmuyordu. Ve bunu bilince gönlü rahatlıyordu. Ben bunları düşünürken Muhammed Şemseddin geldi birazdan, aldı beni eline. Sonra dilinden değil ama içinden tam da şöyle dedi; "Her duayı bir duyan muhakkak vardır. Taşın da Rabbi ağacın da Rabbi dalın da Rabbi Allah'tır." Bir gözüm olsa o an hiç durmadan ağlardım. Ağlayamadım ama anladım. Beni duyuyordu, beni biliyordu ve beni anlıyordu. Ama bütün bunlar nasıl oluyordu bilmiyordum. Muhammed Şemseddin o günden sonra kıldığı her namazda hemen bir adım arkasına yüzükoyun yatırdı beni. Hiç ayırmadı yanından. Başım yoktu ama secde ediyordum. En azından ben öyle inandım. Âsa - Bir Emir Sultan Romanı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sistem, yapısal ayrımcılığı ve eşitsizliği gizlemek için bazı bireyleri zirveye taşır; ancak onlara tek bir şart koşar: "Kimliğini bir süs olarak taşıyabilirsin ama onu hak temelli bir talebe dönüştüremezsin." Sistemin "Bakın, falanca makamda Kürt/Alevi/kadın var" argümanı, içerideki ve dışarıdaki meşruiyet krizini çözmek için kullandığı muazzam bir kalkandır. O bakan veya bürokrat, sistemin asimilasyoncu ve dışlayıcı doğasına karşı bir paratoner işlevi görür. Hak talebinde bulunan kitlelere "Bakın, sistemde bir engel yok; çalışırsanız, itaat ederseniz siz de buraya gelebilirsiniz" mesajı verilir. Eşitsizliğin yapısal değil, bireysel bir "başarı" sorunu olduğu yalanı pompalanır. Kimlik, sadece folklorik bir unsur (yemek, müzik, şive) veya sadakat kanıtı olduğu sürece sistem için zararsızdır, hatta kullanışlıdır. Kırılma anı ("Kürtçe eğitim istediği an") sistemin gerçek yüzünün, yani o şatafatlı "Devlet" gemisinin çelik zırhının göründüğü yerdir. Sistem, ezilen kimliğe mensup bir bireyin kişisel olarak zenginleşmesine, güçlenmesine ve en üst güverteye çıkmasına izin verir. Ancak o birey, geldiği kitlenin kolektif haklarını (anayasal statü, anadilinde eğitim vb.) talep ettiği an, bireysel olmaktan çıkıp sistemik bir tehdit haline gelir. Anadilinde eğitim talebi; o milliyetçi-güvenlikçi "Beka" anlatısının, yani gemiyi ayakta tutan o ideolojik çimentonun çatlaması demektir. O noktada bakanın etnik kökeninin sistem için hiçbir kıymeti kalmaz; o artık "makbul" bir ortak değil, geminin gövdesine delik açmaya çalışan bir "sızıntı" muamelesi görür. Koç-Bahçeli-Erdoğan ittifakının yönettiği o devasa kruvazörün üst güvertesinde her zaman "kontenjanla" oraya kabul edilmiş, kimliksel çeşitlilik sağlayan figürler bulunur. O Kürt bakan, salın üzerindeki kitlelere yukarıdan el
Sosyoloji
Ya Rabbi bu pazartesi günü haftanın başlangıcı olduğu gibi bizim içinde bütün iyilik ve güzelliklerin başı olsun. Derdi olanlar dertlerinden kurtulsun. Sınavı olanlar başarı ile hayırlı bir şekilde muradlarına ersinler. Ya Rabbi zor durumda olan her kuluna yardım eyle. Hasta olanlara şifalar ihsan eyle. Tüm müslüman kardeşlerimize yardım eyle. Özellikle okuyup okuturak dünyayı ilim nuru ile aydınlatmaya çalışan hoca, öğretmen, talebe ve öğrenci kardeşlerimize kolaylıklar verip içlerini ferah eyle. Amin
Alıntı
Fergab Merasimi
İnşirah suresinin son kelimesidir Fergab. Rabbine Yönel, rabbine arz et manasında. Kuranı kerimi hatim ederken bu sureye erişen talebe Fergab'a çıkmıştır. Fegab'a erişen talebeye merasim yapılır.
Din
Her ortama, her talebe göre renk değiştiren, şekil alan bukalemunlar gibisin; uyum sağlamayı değerli olmak ile karıştırdın. Sevilmek, kabul görmek ve dışlanmamak için o kadar ustaca renk değiştiriyorsun ki, bir an durduğunda aynadaki o yabancıya "Benim asıl rengim neydi?" diye soruyorsun. Bir bukalemun hayatta kalmak için renk değiştirir, sen ise onaylanmak için; ancak kendi rengini unuttuğun an merkezini ve çekim gücünü kaybedersin. Hayat bir bukalemunun etrafında şekillenmez, çevre bukalemunu şekillendirir. Eğer değerini başkalarının alkışına ve dışarıdaki rüzgarın yönüne bağlarsan, sadece bir tepkiden ibaret kalırsın.
Psikoloji