Düşmanımızı Tanıdık Mı?
Düşmana karşı savaşan her insan, düşmanı tüm yönleriyle tanımalıdır. Ayrıca düşmanın geçmişini, kişiliğini, şahsiyetini ve temel özelliklerini bilmelidir. Düşmanın kavram ve değerlerini, hayallerini, nasıl düşündüğünü, nasıl planladığını ve kararlarını nasıl uyguladığını, kararlarını uygularken kimden destek aldığını ve hangi yöntemleri tatbik ettiğini bilmelidir. Aynı şekilde düşmanın birliğini sağlayan yahut bozan onları tetikleyip harekete geçiren yahut da sakinleştiren unsurları da bilmelidir. Kısaca düşmanı ele verecek zayıf ve güçlü yönleri gerçek mahiyetini öğrenmelidir. Acaba dinimizin, maslahat ve varlığımızın öngördüğü şekilde düşmanımızı yeteri kadar tanıdık mı? Gerçek şu ki, biz gereği gibi düşmanımızı tanıyamadık. Uzun ömürlü bir düşmana karşı koyabileceğimiz etkili bir mücadele ortaya koyamadık. Evet, düşmanımızı tanıyamadık. Eğer düşmanın güçlü yönlerini tanısaydık misliyle ona karşı koyar ve belki de ağır kayıplar verdirirdik. Halbuki düşmanımızın gerçek yüzünü bize tanıtan temel kaynaklar hemen yanı başımızda bekliyordu. Bu kaynakları şöyle sıralayabiliriz: ▫️Birinci Kaynak: Kur'an-ı Kerim Kur'an-ı Kerim İsrailoğullarını acımasızlık, korkaklık, haset, taşkınlık, ahde hıyanet, Allah'a Resûlüne karşı küstahlıkla nitelemektedir. Onların, ancak zorlama ile boyun eğen ve başkalarının canına ve malına saygı duymayan bir millet olduklarını belirtmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık." "Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahitlerini bozan kimselerdir."... İsrailoğullarıyla ilgili Kur'an ayetleri bununla sınırlı değildir. ▫️İkinci Kaynak: Yahudilerin Kutsal Kitabı Tevrat Tevrat, İsrailoğullarının çok inatçı bir millet ve de 'Allah'ın seçkin halkı'
Bilgeliğin en yüksek şekli nezakettir. Talmut
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Genç adam yaşlı haham Schwartz’ın kapısını çalar: - Adım Sean Goldstein. Talmut öğrenimi için size geldim. Haham sorar: - Süryanice biliyor musunuz? - Hayır, der genç. - Peki, İbranice? - Hayır. Haham gene sorar: - Tevrat’ı hiç okudunuz mu? - Hayır, ama merak etmeyin, Berkley’de öğrenimi mi summa cum laude ile bitirdim ve Harvard Üniversitesi’nde Sokrates Mantığı üzerine doktoramı yazdım. Şimdi ise öğrenimimi Talmut öğrenerek tamamlamak istiyorum. Haham Schwartz gülümser: - Talmut öğrenimine yetkin olduğunuza pek inanmıyorum, ama isterseniz Talmut mantığı temelinde sizi bir testten geçireyim. Başarılı olursanız, öğretmeniniz olurum. Goldstein sevinçle kabul eder. Haham Schwartz iki parmağını kaldırır: - İki adam bir bacanın içinden çıkarlar. Birisinin suratı temiz, diğerininse kirden simsiyahtır. Hangisi yıkanacaktır? Genç adam hemen yanıtlar:
Alıntı
Baruch Spinoza - Şeyh Bedreddin
Spinoza düşüncesinde Şeyh Bedreddin'in izlerini aramak ilk bakışta anlamsız görünebilir. Çünkü her iki düşünür de iki farklı kültürün mensubudur. Ayrıca Bedrettin 14. yüzyılın sonlarında ve 15. yüzyılın başlarında Anadolu'da, Mısır'da ve Rumeli'de yaşamıştır. Spinoza ise 17. yüzyılda Hollanda'da yaşamış bir fılozoftur. Üstelik Spinoza eserlerinin hiçbirinde Şeyh Bedreddin'den de bahsetmemiştir. Yani her iki düşünür arasında bir tanışıklık yoktur. O zaman bizi bu araştırmaya iten ne idi? Bir gazete makalesinde Hilmi Yavuz, Spinoza Günlerini değerlendirirken, Şeyh Bedreddin'le bağ kurmadan Spinoza'yı arılamanın eksik olacağını ifade eden sözleri ile Hilmi Ziya Ülken'in İslam Felsefesi'nde Şeyh Bedreddin'le Spinoza bağlantısı kurmasıdır. Ayrıca Nazım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Desranı'ndan beri Türk Marksist entelektüellerinin Şeyh Bedreddin'e duydukları ilginin "Varidat" okumalarından sonra sıkıntıya düşmesi ve bu sıkıntının Spinoza okumaları ile aşıldığı iddiası da bizim hareket noktamızı oluşturdu. Başlangıç olarak Şeyh Bedrettin ve Spinoza arasında bağlantı kurmak çokta kolay değildi. Ancak hem Spinoza hem de Şeyh Bedreddin'in düşünce ve yaşam mücadelelerini tanıdıkça bu iki düşünürün ortak kaderi paylaştıklarını görmeye başladık. Zannederim bu ortak kader Spinoza'da Bedreddin izlerini görmemize zemin teşkil etmektedir. Spinoza'da Bedreddin izini anlamak için her iki düşünürün yaşam hikayelerine ve düşünce yapılarına bakmamız gerekir. Bu amacımızı gerçekleştirmek için Şeyh Bedreddin'in "Varidat" ve Spinoza'nın "Etika"sını araştırmamıza temel aldık. Özellikle Tanrı, evren ve insan anlayışları arasındaki benzerlikler öne çıkardığımız sorunlardır. Yazılı kaynaklarda yaşamı, doğumu ve ölümü hakkında farklı açıklamalar olan Şeyh Bedreddin, Edirne yakınlarında Simavna'da
Felsefe
Hatta Yahudi kökenli mafyalarda,Tevrat'ın tahrif edilmesi ile oluşturulmuş kaynak kitapları olan talmut'un öğretileri içerisinde ırklarından olmayanların insan olarak bir değer taşımadıkları,öldürülmeleri,nesillerinin köreltilmesi ve sömürülmeleri dini birer emir olarak sunulması sebebi ile daha da büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu bilmek zorundayız. ~Helal Lokma,Dr.Hüseyin Kâmi Büyüközer