• Ruh, yani insan denen canlı meydana gelene kadar ona tanık olmalı ki uyanışta insanın bulduğu cevaplara bir tepki gösterebilsin ve insan aklı bunu anlasın.
  • Yüzyıl var ki, minnet ve şükran unutuldu, insan hayatı sömürülüyor ve aşağılanıyor. Büyük işler yapana saygı duyuluyordu, dürüstlüklere tanık olunuyordu, büyük yetenekler kabul ediliyordu. Sen bunları ne yaptın, küçük adam?

    Her yere yerleştirdiğin küçük Führerler yüzyıl öncesine göre canlı güçleri daha iyi sömürmesini biliyorlar, senin hayatın daha çok aşağılanıyor, bütün haklar küçümseniyor!
  • Sık sık cenaze törenlerinde, kadın olsun, erkek olsun, insanların ölümü lanetlediğine tanık oluyorum. Fakat ölüm Ulu Tanrı'nın bizlere bir armağanıdır. Ve Ondan gelen bir şeyi kul lanetleyemez. Armağan sözcüğü size aykırı mı geliyor? Fakat bu bir gerçek.
  • Dünyanın kötülüklerine tanık insan;
    Ölümü ister, çiçekleri değil.
    Giacomo Leopardi
    Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Yapay zeka, bilişimde daha sık kullanılan hali ile AI(Artificial Intelligence) bilgisayarların herhangi bir canlı organizmanın yardımı ya da müdahalesi olmadan; düşünme, zeka, problem çözme, sezgi, karar verme vs. gibi insana özgü özellikleri kendi başına gerçekleştirebilmesini sağlayan her türlü teknoloji olarak özetleyebileceğim, amaçladığı şey açısından düşününce de insanlık tarihinin belki de somut olarak en büyük hayali.

    Özellikle son 20 yıldır yığınlar tarafından daha çok konuşuluyor olsa da yapay zekanın tarihi birçok insanın da şaşıracağı 1600'lere, bu konuda ilk fikirleri ortaya atan, ilk çalışmaları yapan Gottfried Leibniz'e dayanıyor aslında. Leibniz, characteristica universalis isimli projesi ile; veri yüklenen bir makinenin kolu çevrilince sonsuz bilgi üretmesini amaçlıyordu. Ve bu makine sadece doğa bilimleri değil, kendi alanı da olan hukuk gibi sosyal ve toplumsal disiplinlerde de kullanılmaya uygun olacaktı. Leibniz tam olarak hedeflediği şeyi dönemin şartları gereği yapamadı belki ama bugünkü hesap makinelerinin atası sayılan, bilgisayarın da dedesi sayılabilecek bir makine icad etmeyi başarmıştı. (bakınız: http://www.layersistem.com/...-yolculuk-2/#more-81)

    Leibniz'in bahsettiği makinenin yapılmasının önünde felsefi olarak iki problem vardı. Birini yine kendisiyle aynı dönemde yaşayan İngiliz filozof Thomas Hobbes kendi dönemi için devrim sayılabilecek bir fikir olan; '' İnsan zihni fiziksel bir süreçtir. '' diyerek çözmüştü. Diğerini ise Newton, fiziksel olan her şeyin, her sürecin matematiksel olarak da ifade edilebilir olduğunu ispatlayarak çözdü. Üst üste yığılan bu bilgi ve fikirlerden insan beyninin/zihninin semboller ve operatörlerle makinelerce taklit edilebileceği fikri böylelikle yapay zekanın temelini atmış oldu.

    Öğrenme, akıl yürütme, kelimeler arasında bağlantı kurma, insanın en üst düzey yeteneklerinden biri olan dili anlama ve belki yeniden üretme, bellek, nesneleri tanıma, sistemleri kontrol edebilme ve gerektiğinde karar verebilme, düşünme, algı, ön sezi gibi üst düzey bilişsel yetenekler gerektiren yapay zekanın elbetteki savunanları olduğu gibi bu fikre şiddetle karşı çıkanlar da var. Bilim dünyasında başını John R. Searle ve Hubert L. Dreyfus gibi amcalarımızın çektiği bir kesim; insan zihnine has; nesneler, kelimeler, olaylar arasında bağlantı kurmak gibi son derece karışık zihinsel süreçlerin makinelerce taklit edilmesinin imkansız olması yüzünden yapay zekanın asla hedeflenen seviyeye ulaşamayacağını söylerken, büyük bir kesim (ki şuana kadar öğrendiklerimden gördüğüm kadarıyla büyük oranda bu fikrin tersine ikna olmuş ben de dahil) beynin karışık nöral yapısının ve bağlantılarının yapay zeka tarafından tamamen öğrenilmesinin sadece zamansal bir sorun olduğu söyleyerek öncekilere karşı çıkıyor. Bunların yanında yapay zekanın satranç/go oynamak, nesneleri tanımak ve kontrol etmek gibi daha mekanik işleri yapabileceği ama bağlam kurmak, yaratıcı olmak, şiir yazmak (ki cem hoca bu konuda çok komik bir örnek vermişti kitapta), fikir üretmek gibi daha soyut şeyleri ise yapamayacağını söyleyenler de var.

    Yapay zeka çok büyük bir hayal. Var olan koşullar bunu başarmayı tamamen mümkün kılmasa bile şuan içinde olduğumuz şartlarda bile bu hedef ciddi anlamda başarılmaya başlandı. İncelemesini okuduğunuz bu kitapta aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi hocalarından olan ve ülkenin yapay zeka konusunda en büyük otoritelerinden biri olan Cem Say hocamızın; yapay zeka hayalinin tarihine, bu fikrin yükselişine, karşı çıkılan taraflarına, insanların bu konudaki sorularına ve kaygılarına, bu hayal konusunda gelinen noktaya dair sorduğu sorulara ve cevaplara hem de son derece yalın bir dille tanık olacaksınız. Toplam 50 soru beş ana başlık altında incelemiş. Bu ana başlıklar da şöyle;

    1- Yapay zekanın tohumları
    2- Beyinler ve diğer bilgisayarlar
    3- Yapay zekanın doğuşu
    4-Yapay zeka neler yapar, nasıl çalışır?
    5-Yapay zekanın geleceği

    İsmi korkutucu gelebilir ama kitabın lise bitirmiş hemen her insan tarafından anlaşılabilecek yalınlıkta yazıldığını söyleyebilirim. Bu konuda okuduğum yabancı kaynaklar da dahil en anlaşılır yapay zeka konulu kitap olduğunu söylemek de korkunuzu almadıysa zaten okumayın :) Yok, yok okuyun. Sonuçta bu satırları okuyabildiğinize göre siz de telefon ya da bilgisayarınız sayesinde yapay zekanın muhatabı olmalısınız. Ama ben bunları zaten biliyorum diyenler de okusun çünkü yalın demek basit demek değil. Verdiği bilgiler son derece doyurucu, ayrıca okuduğu kitapların içeriğinden yola çıkarak okuyacağı kitapları belirleyen benim gibi insanlar için define gibi bir şey bu kitap. Önerdiği kaynak kitapları, isimleri, olayları, araştırılıp öğrenilecek yeni bilgi ve kavramları okuyunca aklım çıktı :) Daha da uzatmamak adına ki uzun şeyleri okumayı sevmiyorsunuz biliyorum, bu 50 soruyu incelemeye yazma fikrinden vazgeçtim. Ama merak ettim yaz diyen olursa da sonradan ekleyebilirim.

    Keyifli okumalar :)
  • Afrika'nin uçsuz bucaksız topraklarinda ilkbahar yağişlariyla oluşup yaz sicağında yok olan geçici göller vardir
    Işte bu göllerin oluşumuna tanık olan yerlilerin şöyle bir sözü vardır: "Sular yükselince balıklar karincalari yer, sular çekdlince de karıncalar balıkları..."
    Yani üstünlük bugün karincadaysa yarın balığa geçebiliyor ya da tam tersi. Karinca ya da balık olmanın sağladıği üstünlüğe sevinmek kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımıyor, çünkü kimin kimi yiyeceğini gerçekte suyun hareketi belirliyor.