Yaşamımızın mutlu anları böyle akıp gider. Kararın ve niyetin yükünden kurtulmuş bir halde kendi iç denizlerimizde dolanırken, çeşitli hareketlerimize sanki başkasının eylemleriymiş gibi tanık oluruz ve yine de iradedışının yetkinliğine hayran kalırız. Yazı, tırpanla biçme eyleminin yerini tutmuyor olsa, bunları, yaşlanmakta olan bir kapıcı kadının bu gülünç günlüğünü yazmakta ne gibi bir nedenim olabilir? Satırlar kendi demiurgos'ları olduğunda; ben farkında olmadan, mucizevi bir şekilde irademden kaçan cümlelere kâğıdın üzerinde tanık olduğumda; ve bana rağmen kâğıda dökülerek, bilmediğim ve istemediğim şeyi farkına varmadan bana öğreten bu acısız doğumdan zevk alıyorum. Tasarlanmamış bu gerçeklikten zevk alıyorum. Beni yönlendiren ve taşıyan bir kalemi, samimi şaşkınlıkların verdiği mutlulukla, zahmetsizce ve kesinlikten uzak izlemek hoşuma gidiyor.
Sayfa 109 - Kırmızı Kedi Yayınevi
Evlilik kurumu bir statü olmaktan çıktı mı?
1975 yılında yasalaşan karşılıklı anlaşarak boşanma yalnızca mutlak ayrılıkları teşvik etmekle kalmadı, dahası zihniyetler üzerinde de önemli bir etki gösterdi: Bağları "koparma"nın o kadar ciddi olmadığı artık biliniyor. Buradan yola çıkarak, önceden resmiyet kazandırılmamış bağları “koparma”nın çok daha kolay olduğunu düşünmek de mümkündür: Boşanma olgusuna paralel olarak, özgür ilişkilerin artışına da tanık olunuyor. Çift olma fikri artık kurumsal bağlanma fikrine kesin olarak bağlı değil.
Sayfa 20·Kitabı okuyor
İlişkiler
Reklam
Son Söz Yerine: Dünya Şimdi Bize Kaldı
Aramızda kimse kendi cenaze namazına tanık olmadı. Fakat böyle olması bizi kandırmalı mı?
Sayfa 185·Kitabı okudu
.... belki de ilk kar tanesinin eriyişine tanık oldum.
Sayfa 375·Kitabı okudu
Çok nazın nasıl âşık usandırdığına da tanık olmadı bunlar. Nasıl olsunlar! kimse onları bir gün haber bile vermeden, ar­kasında tek veda sözü, yarım kalmış, boynu bükük bir mısra, zehir zemberek bir kafiye bile bırakmadan çekip gitmedi ki. Ah... keşkelerim!
Alıntı
Dünyayı sömürgeleştirenlerin Avrupalılar olmasının da tarihsel, coğrafi ya da kültürel bakımdan önceden belirlenmiş olmadığıdır. Bunu yapanlar Çinliler ya da Inkalar da olabilirdi. Ama tabii Batı Avrupa'nın çoktan Amerika kıtasının önüne geçtiği, Çin'inse içe kapandığı 15. yüzyıl bakış açısıyla dünyayı değerlendirdiğimizde böyle bir sonuç çıkması mümkün değildir. Ancak 15. yüzyıl Batı Avrupası da kritik dönemeçlerle vurgulanan kurumsal sürüklenmenin rastlantısal sürecinin bizzat sonucuydu ve bunun da kaçınılmaz bir yanı yoktu. Birkaç tarihi dönüm noktası olmadan Batı Avrupa güçleri onca mesafe kat edip dünyayı fethedemezdi. Köleliğin yerine geçip hükümdarların gücünü zayıflatan feodalizmin izlediği yol da buna dahildi; Avrupa'daki ilk milenyumdan sonraki yüz-yılların bağımsız ve ticari anlamda özerk şehirlere tanık olması; Avrupalı hükümdarların Ming hanedanı dönemindeki Çin imparatorları gibi tehdit edilmeyip dolayısıyla denizaşırı ticareti engellemeye çalışmamaları; bir de feodal düzeni temelden sarsan Kara Ölüm'ün varlığı. Bu olaylar farklı şekilde gerçekleşmiş olsaydı bugün bambaşka bir dünyada, Peru'nun Batı Avrupa'dan ve Amerika Birleşik Devletleri'nden daha zengin olabileceği bir dünyada yaşıyor olabilirdik.
Sayfa 401 - Doğan Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam