Öyle bir coğrafyada yaşıyorum ki siyasi, ideolojik ve saklanan birçok gerçeği ham şekliyle bizzat duyup tanık oluyorum. Toplum her geçen gün bataklığa bulanıyor sayın arkadaşlar, hem de kasıtlı bir yapılanma sonucunda. Yapılan yaptırımlar gerçekten aşağılık bir konumda. Ne yani ideolojinizi ileride ideolojinizle vurmamı mı istiyorsunuz? Oysa insanlarla uğraşmaya hiç tahammülüm yok.
Duygu ve Düşünce
Ninova Yıldız Haritası — Mezopotamya. Antik Ninova'daki Aşurbanipal kütüphanesinin kalıntıları arasında keşfedildi. Üzerinde garip semboller, göksel işaretler ve çivi yazısı bulunan bir kil tablet. Çoğu bilim insanı için bu, uzun bir Mezopotamya geleneğinin parçası olan astronomik bir tablettir; gökyüzünü gözlemleme ve kaydetme geleneğinin bir parçasıdır. Ancak alışılmadık görünümü, on yıllarca süren spekülasyonlara ilham verdi. Bir yıldız haritası mı? Bir göksel rehber mi? Yaklaşık 3000 yıl önce tanık olunan olağanüstü bir olayın kaydı mı? Kesin amacı ne olursa olsun, bize Mezopotamya'nın eski halklarının insanlık tarihinin ilk büyük astronomları arasında olduğunu hatırlatıyor. Teleskoplardan çok önce. Modern bilimden çok önce. Gökyüzünü zaten haritalandırıyorlardı.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
George Orwell Hatırlamak
‘Büyük Birader’ bizi sadece gözetlemekle kalmıyor; kafamızı karıştıracak, bedel ödememize yol açacak gerçekleri de ayıklıyor. Yok etmek boşluk oluşturacaksa hakikati yeniden üretiyor. Ve bunu aralıksız yapıyor ki biz hata edip yanlış düşüncelere kapılmayalım. 1984 romanının yazarı George Orwell kurgusal bir dünya yazdı; bir karabasan olarak resmettiği ülkede en önemli kurumlardan biri ‘Gerçek Bakanlığı’ idi. Ana karakter ‘Winston Smith’ ve mesai arkadaşlarının görevi; gazete arşivlerini, kitapları, makaleleri ve fotoğrafları yani gerçeği, partinin direktifleri doğrultusunda sürekli değiştirmekti. Dün yaşanan bugün ‘düzeltiliyor’, insanlar da inanmak zorunda kalıyordu. Rejimin hain ilan ettiği veya buharlaştırdığı kişilerin isimlerini tüm tarihi kayıtlardan, doğum listelerinden ve gazete arşivlerinden siler; hiç var olmamış gibi tarihten kazırlardı.  Bu düzende iç ve dış düşmanlar da sıklıkla yer değiştirirdi. Öyle ki vatandaşlar yanlışlıkla bir düşmana övgüler dizerek hain durumuna düşebilirdi. ‘Okyanusya’ en son kiminle savaştaydı, barış ne zaman geldi, yeni savaş hangi ülkeyle ve ne zaman başladı? Doğru bilgiyi ancak Gerçek Bakanlığı bilir. Ve elbette her seferinde tarihin yeniden yazılır. Kitapları yakıp yeniden yazmak, gazete arşivlerini değiştirmek, tarihi vesikaları yeni gerçeğe uyarlamak… Bunlar işin kolay kısmı. Ya zihinler, ya hafızalar… İşte tam burada ‘çift düşün’ devreye giriyor. Birbirine tamamen zıt iki inancı veya gerçeği aynı anda zihninde barındırmak mümkün mü? Tanık olduğun ya da bizzat içinde yer aldığın olayın hiç yaşanmamış olmasını sağlıklı bir zihin nasıl kabullenir?  Mümkün. Bilinçsizliği bilerek seçiyorsan, sistemli biçimde kendini kandırıyorsan ve bunun farkındaysan, mümkün ve kolay. Bunu sistemin nimetleri karşılığında yapanlar, aynı
Duygu ve Düşünce
Kendine çok kötü davranıyorsun çünkü başka bir davranış biçimi sahici gelmiyor çünkü başka bir davranış biçimine tanık olmadın.
Susfera
Milano bunu çok iyi bilir; çünkü günümüzde Alman sopasıyla yargı yoluyla alenen parçalanmış çocuk ve kadın cesetlerine tanık oldu.
Alıntı
Filistinli çocukların sesini duyur!
Filistin toplumu, genç bir demografik yapıya sahip olmasıyla karakterize edilir; 18 yaş altı çocuklar toplam nüfusun %43'ünü, yani yaklaşık 2,47 milyon çocuğu (Batı Şeria'da 1,38 milyon (%41) ve Gazze Şeridi'nde 1,09 milyon (%47)) oluşturmaktadır (2025 yılı sonu itibarıyla). 15 yaş altı yaş grubu ise toplam nüfusun %36,3'ünü, yani yaklaşık 2,02 milyon çocuğu (Batı Şeria'da 1,18 milyon (%35) ve Gazze Şeridi'nde 0,83 milyon (%39)) oluşturmaktadır. (...) İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik devam eden saldırganlığı (7 Ekim 2023 – 1 Nisan 2026), bir neslin geleceğinin sistematik olarak hedef alındığını gösteriyor. Şehit sayısı 72.289'a ulaştı; bunların 21.283'ü çocuktu ve bu da 2025 yılı sonuna kadar tüm kurbanların yaklaşık %30'unu oluşturuyordu. Bunlardan 450'si bebek, 1.029'u bir yaşın altındaki çocuk ve 5.031'i beş yaşın altındaki çocuktu; bu da henüz hayata başlamamış bir neslin gerçek bir yok edilişini yansıtıyor. Öldürme yöntemleri sadece hava saldırılarıyla sınırlı kalmadı; kuşatma, açlık ve soğuk da çocukların canını aldı. Toplam 157 çocuk açlıktan öldü, 25 çocuk da yerinden edilmiş kişilerin çadırlarında donarak hayatını kaybetti ve çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan yaklaşık 9.500 kayıp kişinin akıbeti bilinmiyor; enkaz altında kalanlar, tanık veya mezar olmadan yok oldular. Yaralanmalar düzeyinde, çocuklar çifte bir sağlık felaketiyle karşı karşıya. Yaralı sayısı 172.040'a ulaştı; bunların en az 44.486'sı çocuk olup, toplam yaralı sayısının %26'sını oluşturuyor. Savaşın fiziksel sonuçları yıkıcı olmaya devam ediyor; 10.500 çocuk hayatlarını değiştiren yaralanmalar geçirirken, 1.000'den fazla çocukta uzuv amputasyonu vakası yaşandı; üstelik sağlık sistemi tamamen çökmüş ve yardımcı cihazlarda ciddi bir eksiklik söz konusu. Acil tıbbi tahliye sağlanmadığı
Filistin