10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 02:14
Herkese Selaamm! 🩷 Görünenler, görünmeyenlerin bir görüntüsüdür. (Anaksagoras) Sözüyle başlamak istiyorum; Kitap hakkındaki şahsi yorumum: Geçmiş tarihlerden itibaren günümüze kadar hep bir merak içindedir insanoğlu... Din ve Tanrı kavramları, varoluş amacı ve doğa konuları ise bu merak olgusunun başını çekmektedirler. Antik Mısır'dan, Mayalara, Antik Yunan'dan, Perslere ve daha birçok kadim medeniyetlere kadar, o medeniyetlerin  ileri gelen düşünürleri tarafından sürekli ele alınmış ve geniş tahliller doğrultusunda incelenmişlerdir. Bunun, en derin analizlere tâbi tutulduğu en bilinen dönemler ise Antik Yunan dönemleri ve ünlü Filozoflarıdır. Anaksimandros, Anaksimenes, Ksenophanes, Platon, Sokrates ve daha birçok ünlü filozoflar / Doğa Filozofları / Stoacılar / Orpheusçular tarafından kâh okullarda ( Örn: Elea Okulu) öğretilmiş, kâh çeşitli kaynaklarca (Örn: Katharmoi) kalema alınmıştır. Fakat anlaşılmak istenen Filozoflar, kendi dönemlerinin farklı düşünürleri tarafından birçok kez fikir uyuşmazlıklarına düşmüşlerdir. Oysa ki o dönemlerde hem Politeizm (Çok Tanrılı) hem de Monoteizm (Tek Tanrılı) birbirinden farkli dini görüşler, ekoller, ideolojiler ve tüm bunların yanı sıra birbirinden farklı argümanlar kol geziyordu. Bir takım Filozoflar Tanrı"lar" derken, bir takım Filozoflar ise "Tek bir yaratıcı" olması gerektiğini savunuyorlardı. Tüm bunların yanı sıra, meydana gelen doğa olaylarının, Tanrıların insanlara verdiği ikazlar olduğunu savunup saygılarında kusur etmiyorlardı. Teolojik ve Kozmogonik olarak Apeiron (sınırsızlık) kavramını devreye soktuktan sonra, bazı filozoflar bu ekolü benimseyip "Evet Evren sınırsız ise onu var eden mutlak bir güç olmalı" görüşünü savunup, "o mutlak güç ise Sonsuz olmalı" görüşüne sıkı sıkıya sarılmaya başladılar. Tıpkı
İlk Yunan Filozoflarında Tanrı DüşüncesiWerner Jaeger · Minotor Kitap · 202468 okunma
Ah'lar Ağacı
Puan vermedi·76 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 00:08
İlk kez bir Didem Madak kitabı okuyorum ve açıkçası bu kadar sarsılmayı beklemiyordum. Ahlar Ağacı, isminden dolayı beni biraz hüzne biraz da acı içeriğine hazırlamıştı; ama içinde öyle bir duygu yoğunluğuyla karşılaştım ki hem çok etkilendim hem de her dizede kendimden bir parça buldum. Bu şiirlerin etkisi, kalbimde çok uzun bir süre taptaze kalacak. ​Her sayfasında altı çizilecek cümlelerle dolu şiirleri... Acısına, özlemine, sevgisine ve kırgınlıklarına karşı duruşu çok farklı; güçlü, muzip, renkli ve sıcak bir kadın. Hayatın kırıklıklarını onarma çabasını şu dizelerle ne güzel anlatıyor: ​"Yapıştırsam da parçalarını hayatımın Su sızdırıyordu çatlaklarından" Hayatımızda bir şeyleri yoluna koymak için çabalasak da olmuyordu işte... Madak, bu "olmama" halini bir yenilgi gibi değil, bir silkelenme gibi anlatıyor: ​"Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım Tanrı'nın eliydi Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan..." ​Tanrı'nın eliyle silkelenen o "Ahlar Ağacı"ndan dökülenler, aslında hepimizde olan ortak dertler değil mi? Dikenli bir ağaçtan meyve toplamak gibi bir şey onun şiirini okumak; canınız yanıyor ama tadı damağınızda kalıyor. Ölüm kadar dramatik bir olayı, üzerinde tepinecek bir oyuna çeviren güçlü bir ruh o: "Hayatımızda bir şeyleri yoluna koymak için En güçlülerinden seçilsin Beni taşıyacak olanlar Ahtım olsun, Yürekleri ağırlaşsın diye iyice Tabutumun içinde tepineceğim olsun" ​ Annesini kaybedişini şefkatle kucaklayan, özlemini terliklerini severek gidermeye çalışan bir evlat o... Ama öte yandan, "Yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi tırnaklarıyla düzeltemiyor insan"
2026 Okuma Raporları
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,4bin okunma
Reklam
8/10
·73 syf.··
Beğendi
·
2020 90. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2020 20:44
Hayatın, kalbini kırdığı bir kadının; o kırıklardan rengârenk bir kolye yapıp boynuna takmasının ve ben buradayım demesinin öyküsü.. Didem Madak, bu kitapta şiiri fildişi kulelerinden indirip mutfak masasına, ocaktaki tencerenin yanına, pazar torbalarının içine yerleştirir. Hayata karşı büyük laflar etmek yerine; hayal kırıklıklarını reçel kavanozlarına saklayan bir kadının iç dökümü... Madak’ın şiiri ev içidir. Ama o ev, dünyanın bütün gürültüsünden daha büyüktür. Kitabın her dizesinde annesinin yokluğunu bir çocuk gibi arayan Didem vardır. O meşhur Siz aşkı ne bilirsiniz bayım, aşkı aşk yapan Didem’dir edasıyla seslenirken bile aslında çocukluğundaki o büyük boşluğu yamamaya çalışır. Tanrı ile öyle bir konuşur ki; sanki O, yan komşusuymuş ya da mutfakta birlikte çay içiyorlarmış gibi samimi, sitemkar ve yakındır. Madak’ın dili yakışıklı bir dağınıklıktır. Bir dizede polyanna’ya küfreder, bir sonrakinde dantellerden ve simli kartpostallardan bahseder. Onun şiirinde hüzün ağır ve ağdalı bir kelime değil, üzerine çay dökülmüş bir örtü gibidir. Öyle gerçektir, öyle bizdendir. İnsan, acısını ancak hayal gücüyle ehlileştirebilir. Didem Madak, hayatın ona sunduğu gri gerçekliğe karşı; pembe plastik çiçeklerle, masallarla ve o eşsiz ironisiyle direnir. O, "ah"larını bir ağaca asar ve o ağacın meyvelerinden bize şiir ikram eder. İçimden de olsa 'seni seviyorum' dedim. Boş bulunmuşum işte, hayatın ortasında Bir ah işte...
1000Kitap
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,4bin okunma
Spoiler içerir.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 23:29
1)Tesadüf Eseri Kitabın ismine odaklanarak ve açıkçası Hebbel hakkında çok bilgim olmadan okumaya başladım. İsmin benzeştirme amacı taşıdığı ve asli hikayenin etrafında kurulu bir felsefi alegori olduğunu, hikayenin 19.yy Almanya'sında geçtiğini ve son dönem okuma örüntümün tam ortasında konumlandığını başlar başlamaz anladım. Ve merakım, bu şaşkınlıkla kamçılandı. Tefekkür dünyamda çok anlamlı izler bırakan sürpriz bir okuma oldu. 2) Maria Magdalena, Meryem Ana, Marangoz İsa Maria Magdalena, bilindiği gibi Hristiyanlık tarihinde tartışmalı bir figürdür. Konumu, İsa'nın seçkin kadın havarisi ve onun dirilişine tanık olan ilk kişi olmak ile dönemin yollu fahişelerinden biri olmak arasında iki kutuptaki zıtlıkla tartışma konusu olmuştur. İkinci tür yakıştırma skolastiğin ilk dönem kilise babaları zamanında olmuş, zaman içinde ilk tür yakıştırmaya doğru değişmiştir. Hebbel, hikayesini bu zeminde oluşturur; 19.yy'ın Protestan Almanya'sında, değişen mezhepsel dünyanın, değişen sosyal, politik ve ekonomik dünyanın bağrında. Tıpkı İsa'dan sonra olduğu gibi Luther'den sonra, kadın(Klara) eril dünyanın kategorik bir tartışma unsuru olarak gündemdedir. İkinci olarak Klara ve gayrı meşru çocuk meselesi, hikayeyi Ana Meryem'e doğru genişletir. Hebbel, Klara'yı karnında gayrı meşru çocukla intihar ettirerek konuyu dinsel metaforlar aracılığıyla derin felsefi tartışmaları yapabileceği bir boyuta taşır. Ve diğer karakterlerin izlek içindeki özgünlükleri aracılığıyla capcanlı bir ilişkisellik analizine imkan sağlar. Örneğin aile'nin erkeklerinin mesleklerinin marangozluk olması, pragmatizmin aşırı ucunda konumlanan Leonhard'ın ve sorumsuz eylemleriyle Karl'ın eylemlerinin kutsiyetin kalesi kabul edilen aileyi parçalaması, Klara'nın mazi ile gelecek arasında sosyal dünya tarafindan
Edebiyat
Maria MagdalenaChristian Friedrich Hebbel · Cumhuriyet Kitapları · 200183 okunma
10/10
·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 21:55
Bu kitab özünü derk etmeye başladiği vaxtdan insanin şüuraltisina yeridilmiş "Tanri" anlayişini positiv yönde tamamile deyişir . Eslinde ağilli insanin mentiqinin "he" deyeceyi "Tanri" haqqinda yazilib kitabda ,nezere alsaqki bize qorxu ile idare etmek öyredilib ve tehtehşüurumuzda her zaman tanridan qorxmuşuq.Kitabi oxurken insan dini inanclarini ,heyati ve özünü sorguluyur.Cavab olaraq ise mentiqen ne qeder "Doğru" dediyi "Yanliş" lar olduğunu aşkara çixarir .Men bu kitabi çox beyendim heyatimin bir çox dönemlerinde bir neçe defe yene oxuyacam
Tanrı ilə Söhbət 1: Qeyri-adi DialoqNeale Donald Walsch · Qanun Nəşriyyatı · 01,422 okunma
9/10
·512 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 01:41
9/10 bu kitap farkli acilardan o kadar farkli seylerle doluymus gibi hissettirdi ki... uzun bir surenin onemli olaylarini icerecek sekilde tek kitaba sigidirmis yazar ve tam da olmasi gerektigi gibi olmus, yine dolu dolu gecen bir okuma seruveniydi. kitap icinde yapilan kritikler, tartismalar, birbirlerini ikna etmeye calisan insanlar, donen sohbetler... okumasi gercekten cok cok keyifli. spoiler! kitap gercekten cok fazla doluydu. baslarda siona'dan asi seklinde bahsedilince, bir grup arkadasi oldugunu gorunce ve muritleriyle toplanip elci'yle zorla gorusme sagladiklarini okuyunca bu asiler toplulugunun daha detayli bir rolu olacagini sanmistim ama olmamasi mantikli olandi zaten, cunku tanri imparatoru her seyi gorup biliyor ve oyle bir toplulugun ne yapacagindan da gayet haberdar oluyor her zaman, leto'ya karsi sanslari ne olacakti ki? siona da coldeki sinamadan gectikten sonra hala leto'dan nefret etmeye devam etti neyse ki, zor bile olsa moneo orada leto'ya tapmaya baslayacak ne dusundu? leto'nun yaptigi sey gercekten de fedakarlik gostergesi mi sadece? icinde kesinlikle fedakarlik var cunku o buyuk, igrenc seye donusmek kimse istemez ama ona gore de 3000 yil boyunca yasadi, o yuzden bilemiyorum. ve onceki kitabin sonunda leto kendisini kumalabaliklariyla kapladiginda boyle bir seye donusecegini hic beklememistim, sadece o guclu halini koruyup yuzyillarca yasayabilecegini zannetmistim ama isin asli daha da cirkin cikti. yine de kahin leto'nun bu sekilde olmesi de biraz tuhaf olabilir, gerci yuksek ihtimal siona'yi goremediginden bilmiyordu bu saldiriyi. ama siona'yi goremedigini de biliyordu, yine de bile bile olumune dogru yurudu. kendi secimiydi yani. arkasinda da altin yol'u birakti. ne islerine yarayacak ki o? simdi leto olmeden cole gitmeyi basarabildigi
Dune Tanrı İmparatoruFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20214,146 okunma
Reklam
Reklam