....çalılık eloah'ı (Arapların Allah deyimi de buradan geliyor) Musa'ya ben İsrailoğullarının tanrısıyım, benden başka elohim (İbranice eloah'ın çoğulu: Ruhlar)'e tapmayın diyor. Görüldüğü gibi, bu katıksız bir tektanrı anlayışı değil. Sayısız eloah'lar var ama, sadece buna tapılacak. Müslümanlıkta da sürüpgiden Allah'tan başka tapacak yoktur (Arapça: La ilahe ill-Allah) dogmasının kaynağı da bu. Demek ki tek tanrı, canlıcılık inancına göre doğanın her yanında bulunan sayısız ruh'lardan biridir ve tapılacak sadece o olduğu için tektir. Bu ruh, yirmi beş yüzyıl, tüm idealist felsefelerde karşımıza çıkacak, ondokuzuncu yüzyılda koca Hegel bile evrensel oluşumu onunla açıklamaya çalışacak. Elea'lıların Parmenides'inden günümüzün varoluşçuluğuna kadar tüm idealist öğretilerin üstünü kazıyın, altlarından kesinlikle bu eloah çıkar. Sözde bilimci geçinen pozitivist Auguste Comte bile sonunda bir insanlık dini idealiyle ona varır.
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
Reklam
Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı'ya: Olanlar oldu Tanrım Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım, Ulaşılamazdı, Sen sarılmak istersen ona o sarılamazdı.
1000Kitap
Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı'ya Olanlar oldu Tanrım Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
Alıntı
Einzige bu manada kavramsal âlemdeki “kara deliktir. Stirner kavramsal genelleme düzeyini terki diyar eyleyerek ve Einzige'yi safi bir ad olarak öne sürerek, bizi herhangi bir idealler dünyasına raptedecek kanalları sonsuza kadar olumsuzlar. Bu en temelde gerçekliğe yalın bir açıklıktır aynı zamanda. Böylelikle her bireyin tekilliği onaylanır: Hem reel dünyadaki Polis hem Tanrı adına çalışan içerideki Lutherci Polis, hem de Akıl adına işleyen içerideki Kantçı diğer Polis türlerinin ikame-imkânları, yani birey üzerinde hâkimiyet kurma olanakları devre dışı kalmış olur. Karl Löwith'in de belirttiği üzere; İnsana dair genel bir belirlenmişliği araştırmayı görev edinen biri Stirner açısından hâlen Hıristiyanlığın büyülü çemberi içinden bakmaktadır dünyaya. O yüzden Feuerbach, Bauer ya da Marx (bunları yeni "sofu"lar olarak kodlar) gerçekte olduğu hâliyle insanı görmezden geldiklerinden dolayı, tıpkı Fransız Devrimi'nin başrahipleri gibi, insanlığın kutsal tini tarafından ele geçirilmişlerdir. Tanrı'yı öte dünyadan bu dünyaya taşıyıp yeni nominalarla taçlandırmışlardır. Kıssadan hissesi "dünyevileşme" kutsalı tasfiye edememiş, sadece yerini kaydırmıştır. Oysa Einzige ne burjuva devletinde ne de komünist toplumda yaşar. Ne ağır kan bağları ne de insanlığın iplikleri onu bağlayabilir.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Reklam
Reklam