Kitabın başkarakteri Ömer çoğu kez hepimizdeki dirençsizliğin, yorgunluğun, sorumluluk almaktan kaçan ve güçsüzlüğün vücut bulmuş halidir. Hayatı kafasında kurduğu dünyadan ibarettir. Bu dünya yaşanmaya değer bir yer değildir onun için. Her şey kurduğu düşünsel yerde güzel ve gerçektir. Yaşantısında hep bir mana ve derinlik arar. Bütün kararlarında, seçimlerinde “içindeki şeytan”a yenilir. Sabahattin Ali’nin görüşlerini yansıtan en iyi romanıdır. Ömer’in bir iç monoloğunda hem kendine hem de topluma karşı yaptığı eleştiri, genel yapıyı çok iyi bir şekilde ifade eder: “… ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan, pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok. İçimizde acizlik var, tembellik var, iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden korkunç bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak ihtiyatı var. Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle, kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.”