FETH-İ KOSTANTİNİYYE’DE BİR YENİÇERİ
Ben kul-ı dergâhım, sipâh-ı cihânım ben,
Nâmım silinmişdir, nişân-ı figânım ben,
Feth-i İstanbul'un Fethi yolunda cânım ben,
Bir devr-i azîmin yükün çeken cânım ben.
Tıfl iken alındım ocağa devşirildim,
Şefkat kokusundan uzak diyâr edildim,
Bir sancağa bend oldum, ateşle dirildim,
Ben kim idim evvel—sonra kim oldum, bildim.
Sûr-ı azîm önünde titrerdi bu cânım,
Zâhirde sipâhîyim, bâtında hicrânım,
Bir yanda mehâbet, bir yanda figânım,
Emr-i cihâd ile coşardı her ânım.
Gülleler inince arş u zemin titrer,
Her darbede kalbimde bin âh u enîn var,
Taş sandığım aslında kaderimle çarpar,
Her zarbe içimde bir âlemi yakar.
Gemiler yürürken sükût etti deryâ,
Biz dahi yürürdük yazılmış o yazgâ,
Takdîr-i İlâhî sürüklerdi biz hâ,
Nefer neylesin kim, hükm eyledi Mevlâ.
Bir bendeyim ancak, nâmım dahi meçhûl,
Düşsem kim arar beni, hâlim olur meçhûl,
Lâkin bu seferde rücû yok, bu usûl,