Klasiklerin tadını aldıkça, çağdaş edebiyata dönmek biraz zor oluyor, tahmin edersiniz. “Adsız Sansız Bir Jude” sayfaları çevirdikçe her türlü duyguları yaşadığım ve yoğun empati beslediğim karakterlere yer verilmiş. Aslında Thomas Hardy’ye epey kızgınım, çünkü sahip olduğu konusuyla bir “Martin Eden” olabilecekken çok daha azına razı olan, rota değiştiren bir zikzak okuyoruz. Fakat, dile getirmiş olduğum olumsuzluklara rağmen sağlam eleştiriler getiren, güçlü argümanlar sunan yapısıyla öne çıkıyor.
1895’te yayınlandığında (İngiltere’de Victoria Devri) çok sert eleştiriler almış. Eleştirilere katılmamakla beraber, diğer okuduğum iki kitabından “Tess” ve “Çılgın Kalabalıktan Uzak”tan epey ileride bence. Paralel okumalarla bu metinden daha keyif alacağınızı düşünüyorum. Roman “eğitim” ve “aile/evlilik” kurumları üzerine ciddi ciddi eleştiriler ve sorgulamalar getiriyor. Böylelikle, okuduklarımız sayesinde aslında “Viktorya Dönemi” İngiltere’nin toplumsal kaygılarını, statü endişelerini ve kent/kırsal ayrımının hatlarını kalın kalın çiziyor. Özellikle evlilik kurumuna karşı bir hiciv olarak okunmasını tavsiye edip, rica ediyorum. Jude, okuyucunun hayallerini, hayatlarını, öğrenim görme tutkusunu ve büyük kent düşlerini tümüyle karşılayan birisi. Bu yönüyle iyi yazılmış, düşündüren ve okumaya teşvik edici rolü var.
Son olarak, önceden de söylediğim gibi, Hardy, temadaki potansiyelin farkına varmayarak, bi’ başyapıt olabilecek klasiği, kilometre taşı katında yer veriyor. Yine de bu sağlam bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor. D. H. Lawrence sonsözüyle ve Alain de Botton’ın roman hakkında okuduğum eleştirisindeki şu sözler, daha da anlamlı kılıyor: “Hardy’nin Adsız Sansız Bir Jude romanında Oxfordlu öğretim üyeleri değil, üniversitelerde duvar heykellerini tamir etmekle