Kozmos’u şöyle bir düşünmek bile garip bir heyecan verir. İnsanın sesini soluğunu kesen, ensesinden aşağı ürperti veren, bir boşluğa düşüşün hayal meyal anımsanışı gibi baş döndürücü bir duygudur bu. Çünkü tüm sırların en büyüğünün karşısında olmanın bilincindeyiz.
Çağımızın, uygarlığın ve belki de insan türünün geleceği açısından bir yol ayrımında bulunmaktayız. İzleyeceğimiz yol hangisi olursa olsun,alın yazımız kaçınılmaz bir şekilde bilime bağlıdır. Var olmak, hayatta kalabilmek için bilim vazgeçilemeyecek kadar temel bir gereksinimdir. Üstelik bilim, insanoğluna haz verir; evrimin yasaları öğrenmenin, anlamanın insanoğluna haz vermesini sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Çünkü hayatta kalabilmek daha çok öğrenebilenlerin, anlayanların harcı olacaktır.
Kozmos, günlük yaşamımızla ilgisi bulunmayan uzak, soyut bir kavram gibi göründü. Ne var ki, bilim giderek evrenin insanı coşkuya boğan bir görkemi bulunduğunu ve aklın bu sır perdesini aralamaya yetebileceğini ortaya koymakla kalmamış, insanoğlunun gerçekten evrenin bir parçası olduğunu, ondan kaynaklanarak yine onda son bulduğunu göstermiştir.