Insanların tutarlı olmamalarını kabul etmek bizim için zor, ama kabul edelim ki, insanoğlu genellikle birbiriyle bağıntısı olmayan farklı tecrübelerden oluşmuş bir mozaik.
Su, haktır; insanın ve doğada yaşayan tüm canlıların hakkıdır. Fakat çokuluslu şirketler suyun kullanım haklarını ‘satın alıp’ onu bir pazarlama malına dönüştürüyorlar. ‘Su pazarı’ denilen şey aslında evrensel ölçekte bir soygunun adıdır.
Evlerimizin oturma odalarının konforunda izlediğimiz National Geographic özel bölümlerinde vahşi hayvanların ekranın bir ucundan diğerine hareket ettiğini nedenli sık seyretmiş olursak olalım, Serengeti düzlüklerinde, bir Land Rover'ın içerisinde, aracın etrafını ufuk çizgisinin tüm yönlerine doğru saran bir sürüyle çevrili durumda otururken, milyonlarcasının görüntüsünü, seslerini ve kokularını duymaya hazırlıklı değildik. Televizyon bizi ne Ngorongoro kraterinin düz ve ağaçsız tabanının inanılmaz büyüklüğüne ne de bu tabana ulaşmak için tekerleklerin üzerine tünemiş şekilde bir turist otelinden aşağı doğru ilerlediğimiz iç duvarların dikliğine ve yüksekliğine karşı hazırlamıştı.
Yine de tabii ki, uzun süreli şansları olan kişiler daima akılcı davranmaz. Genellikle yine de kısa süreli hedefleri tercih ederler ve yine genellikle hem kısa vadede hem de uzun vadede aptalca şeyler yaparlar.
Ortaçağ'daki diğer Avrupalı Hıristiyanlar gibi İskandinavyalılar da Avrupalı olmayan pagan halkları küçümsüyor ve onlara nasıl muamele edeceklerini bilemiyorlardı. Avrupalılar ancak Kolomb'un 1492'deki yolculuğundan sonra yerel insanları bir yandan küçümsemeye devam ederken, bir yandan da Makyevelist mantıkla sömürmeyi öğrendiler.